Skip to main content

Full text of "Adnan Oktar (Harun Yahya) nın Tüm Kitapları"

See other formats


L-l4tl4l>tb^'k-LLi.k^ k4.i. H L -.^ ^-. 



wm 



.'f^'^^ir^'' 



;< H;: 




^-;^^%i T C 



^ >■-_ 



«■ 



*</ 





■-'J 



£^^: 






\mmms!^ms^ 




r tffTffff f f? f fTTF|/ f^^f Ff i * p F - ; ^ p ■ "■ f F ■■ I ■• - r f r^ p#^F# F p^f ^r^ *i^r"f f f ■" 




> vV 







^Wim^i^jJDki inunljr.i iyi d.ivr^nni.>n]7ii^ nExlrn >^;c4t Dncrnli Libdug.!!' 
nil, l^mi:irlii|iii hqr -piumin <inc-]]ig.i oldu^-uTiu, giJ^pcl poqt ^nylcfncfiiin 
.Vllali'in hu^hiit uLHa^l^ij?^'] birii]nLiik4.iliJij^iin-u; u^jVTi>LiLi.4u)dniZ. 

Kii^pLi yix uildnbAiU kiluiyul^riTi lu^SJdri isL^ ^yUr. Tul jh ^v ICsapliinfb- 
Iss^r Abd^ianin TLtl|;a^yia l'■[^nL■LLikLLTi,l>fl-li^T-^-4."P4.'n|^uL■Ft. ErainilL-PinpLi^jiii, 
; kry^yje Raf l-Lirfcr l^ardir^ tlii/rl So^" IJy^wiIHTS iViEmiL MuminlLTin Ttp"^ 

^"HPlijiip ^iiiiL iIl- "^iixlii T4vu:f Kti^w. <^ ii.ti lU- Mlhik Kfetfta Murflt ik- KfiJt. 




^^^^ TfAZAK H^KKl ND^: hlflruii Y*hl^ mUmiwr JlVTtlill MllL*- 

^^^^^L '^^ Atliwn Ukjy^ 1 93^ VI llfid J AnyrJVb tlnndlh. I "NliT If 

^r j^ -> ill^ni.111 hiiyJirkv iiH^niJiiiliiriHd ^li H¥-J!-i kiiiiMl.inij pu^ 

■T r "^f i,-:yk< ^^-r li.L^irlj3fh.fbiiil;iiiii>^ru MHi, y^i^jnn I'v-fiiiiE-hlHiri 

^H_ =^ ■■■■•iiuk.iflikljinrti, iddicil-annirp fue^tit^z^iuni vr IJjiwh 

^^K^ ^# Li"!.)! V\ IV. I II ^^-i -k ■j'Hkii^i i'^^'rk'^iT Ihiliiiiiio^Ludi r 

^J^^^J^^ ^ .ii--i ri I i,.il.2iiLkl jmi iiiiki I irhik ihriM. Ki*rrtii.'in \\MW\ 

I^^^^^^^^^W ni iilillV.iV-.fc ul^hAiMl, Ux^-lr-liklr il1Mrt4j4i Ali.ih'r Ifc V.fcrli^i, 
Nri3i^:i L--I- .iliiu'l [Jjliv kin.4 4111.1111 l(4>iiul>4ri'iuni.'fmrfa/HiaL||iiiiri^>yi> t^^V^.'liniAvi.' iink,fer- 
ij i*b1iTiiktrn i^CiKik Mih^k^iiN \4: Pipkin y^'jj4jilriniiil.iiim KOik** ikrkjni: H.-fmvkr*f. 
Xih^^in vvi^.iinii, bu^iKrkiddi 11 ^^v■pl t-fct^c-suk-fl Vnikki^t ?50«eN. dilnVii-ga- 
■.HDcla ^iii^birukutw.uidlJL'bi Ljr.lfiiKiijibl]ptfdi1liiiiJriHlir 
hUnin VJihyrt ICi;illiyjlir -Allali'm i^iiifylr- 'j I . \ilijyilflp fUtjnyni Int^flLinni Kur^n'dj 
Lhi ii«likii \mim v^hNif?^, dci^ulukv^ ddai«4i?H gUzellh vc; mitUhjiJ^ ut^ifniiv-A bM* 









.1 






<h 






%£; 







"^U 



1^ 



■R--*r-4: 






M 




Harun Yahya mustear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 yilinda An- 
kara'da dogdu. ilk, orta ve lise ogrenimini Ankara'da tamamladi. Daha sonra Is- 
tanbul Mimar Sinan Universitesi Guzel Sanatlar Fakultesi'nde ve Istanbul Univer- 
sitesi Felsefe Bolumu'nde ogrenim gordu. 1980'li yillardan bu yana, imani, bilim- 
sel ve siyasi konularda pek gok eser hazirladi. Bunlann yam sira, yazann evrim- 
cilerin sahtekarliklarmi, iddialannm gegersizligini ve Darw^inizm'in kanli ideoloji- 
lerle olan karanlik baglantilarmi ortaya koyan gok onemli eserleri bulunmaktadir. 
Harun Yahya'nin eserleri yakla§ik 30.000 resmin yer aldigi toplam 45.000 
sayfalik bir kulliyattir ve bu kulliyat 41 farkli dile gevrilmi§tir. 

Yazann mustear ismi, inkarci du§unceye kar§i mucadele eden iki peygam- 
berin hatiralarma hurmeten, isimlerini yad etmek igin Harun ve Yahya isimlerin- 
den olu§turulmu§tur. Yazar tarafmdan kitaplarm kapagmda Resulullah'm muhru- 
nun kullanilmi§ olmasmm sembolik aniami ise, kitaplarm igerigi ile ilgilidir. Bu 
muhur, Kuran-i Kerim'in Allah'm son kitabi ve son sozu, Peygamberimiz (sav)'in 
de hatem-ul enbiya olmasmi remzetmektedir. Yazar da, yaymladigi tum gali§ma- 
larinda, Kuran'i ve Resulullah'm sunnetini kendine rehber edinmi§tir. Bu suretle, 
inkarci du§unce sistemlerinin tum temel iddialarmi tek tek gurutmeyi ve dine kar- 
§1 yoneltilen itirazlari tam olarak susturacak "son soz"u soylemeyi hedeflemekte- 
dir. (^ok buyuk bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'm muhru, bu son sozu 
soyleme niyetinin bir duasi olarak kullanilmi§tir. 

Yazarm tum gali§malarmdaki ortak hedef, Kuran'm tebligini dunyaya ula§tir- 
mak, boylelikle insanlari Allah'm varligi, birligi ve ahiret gibi temel imani konular 
uzerinde du§unmeye sevk etmek ve inkarci sistemlerin guruk temellerini ve sap- 
kin uygulamalarmi gozler onune sermektir. 

Nitekim Harun Yahya'nin eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, Ingiltere'den 

Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Her- 

sek'e, ispanya'dan Brezilya'ya, Malez- 

ya'dan Italya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a 

ve Rusya'ya kadar dunyanin daha pek gok 

ulkesinde begeniyle okunmaktadir. Ingi- 

lizce, Fransizca, Almanca, Italyanca, is- 

panyolca, Portekizce, Urduca, Arapga, Ar- 

navutga, Rusga, Bo§nakga, Uygurca, Endo- 

nezyaca, Malayca, Bengoli, Sirpga, Bul- 

garca, (Jince, Kishw^ahili (Tanzan- 

iliyor), Hausa (Af- 

yaygin olarak kulla- 

, Dhivelhi (Mauri- 



h B^ 




'.i^i 







tus'ta kullaniliyor), Danimarkaca ve Isvegce gibi pek gok dile gevrilen eserler, yurt 
di§inda geni§ bir okuyucu kitlesi tarafmdan takip edilmektedir. 

Dunyanin dort bir yaninda olaganustu takdir toplayan bu eserler pek gok in- 
sanin iman etmesine, pek gogunun da imanmda derinle§mesine vesile olmaktadir. 
Kitaplari okuyan, inceleyen her ki§i, bu eserlerdeki hikmetii, ozlu, kolay anla§ilir 
ve samimi usiubun, akilci ve ilmi yakla§imin farkina varmaktadir. Bu eserler surat- 
li etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, gurutulemezlik ozellikleri ta§i- 
maktadir. Bu eserleri okuyan ve uzerinde ciddi bigimde du§unen insanlarm, artik 
materyalist felsefeyi, ateizmi ve diger sapkin goru§ ve felsefelerin higbirini samim 
olarak savunabilmeleri mumkun degildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duy- 
gusal bir inatia savunacaklardir, gunku fikri dayanaklari gurutulmu§tur. (^agimiz- 
daki turn inkarci akimlar, Harun Yahya Kulliyati kar§isinda fikren maglup olmu§- 
lardir. 

Ku§kusuz bu ozellikler, Kuran'in hikmet ve aniatim garpiciligmdan kaynak- 
lanmaktadir. Yazarin kendisi bu eserlerden dolayi bir ovunme iginde degildir, yal- 
nizca Allah'in hidayetine vesile olmaya niyet etmi§tir. Ayrica bu eserlerin basimin- 
da ve yayinlanmasmda herhangi bir maddi kazang hedeflenmemektedir. 

Bu gergekler goz onunde bulunduruldugunda, insanlarm gormediklerini 
gormelerini saglayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasmi te§vik et- 
menin de, gok onemli bir hizmet oldugu ortaya gikmaktadir. 

Bu degerii eserleri tanitmak yerine, insanlarm zihinlerini bulandiran, fikri 
karma§a meydana getiren, ku§ku ve tereddutleri dagitmada, imam kurtarmada 
guglu ve keskin bir etkisi olmadigi genel tecrube ile sabit olan kitaplari yaymak 
ise, emek ve zaman kaybma neden olacaktir. imam kurtarma amacmdan ziyade, 
yazarmm edebi gucunu vurgulamaya yonelik eserlerde bu etkinin elde edileme- 
yecegi agiktir. Bu konuda ku§kusu olanlar varsa, Harun Yahya'nm eserlerinin tek 
amacmm dinsizligi gurutmek ve Kuran ahlakmi yaymak oldugunu, bu hizmettek 
etki, ba§ari ve samimiyetin agikga goruldugunu okuyucularm genel kanaatinden 
aniayabilirler. 

Bilinmelidir ki, dunya uzerindeki zulum ve karma§alarm, Muslumanlarm 
gektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizligin fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtul- 
manm yolu ise, dinsizligin fikren maglup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya 
konmasi ve Kuran ahlakmm, insanlarm kavrayip ya§ayabilecekleri §ekilde anlatil- 
masidir. Dunyanm gunden gune daha fazia igine gekilmek istendigi zulum, fesat 
ve karga§a ortami dikkate almdigmda bu hizmetin elden geldigince hizli ve etkil 
bir bigimde yapilmasi gerektigi agiktir. Aksi halde gok geg kalmabilir. 

Bu onemli hizmette oncu rolu ustlenmi§ olan Harun Yahya Kulliyati, 
Allah'in izniyle, 21. yuzyilda dunya insanlarmi Kuran'da tarif edilen huzur ve 
bari§a, dogruluk ve adalete, guzellik ve mutluluga ta§imaya bir vesile olacaktir. 




'Iwv *T V%> 






•^u 





Bu kitapta ve diger gali§malarimizda evrim teorisinin goku§une ozel bir yer 
ayrilmasmin nedeni, bu teorinin her turlu din aleyhtari felsefenin temelini 
olu§turmasidir. Yaratili§i ve dolayisiyla Allah'in varligini inkar eden Darwi- 
nizm, 140 yildir pek gok insanin imanini kaybetmesine ya da ku§kuya du§- 
mesine neden olmu§tur. Dolayisiyla bu teorinin bir aldatmaca oldugunu 
gozler onune sermek gok onemli bir imani gorevdir. Bu onemli hizmetin 
turn insanlarimiza ula§tirilabilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucularimiz 
beiki tek bir kitabimizi okuma imkani bulabilir. Bu nedenle her kitabimiz- 
da bu konuya ozet de olsa bir bolum ayrilmasi uygun gorulmu§tur. 

Belirtilmesi gereken bir diger husus, bu kitaplarm igerigi ile ilgilidir. Yaza- 
rin turn kitaplarmda imani konular, Kuran ayetleri dogrultusunda anlatil- 
makta, insanlar Allah'in ayetlerini ogrenmeye ve ya§amaya davet edilmek- 
tedirler. Allah'in ayetleri ile ilgili turn konular, okuyanin akiinda higbir §up- 
he veya soru i§areti birakmayacak §ekilde agiklanmaktadir. 

Bu aniatim sirasmda kullanilan samimi, sade ve akici usiup ise kitaplarm 
yediden yetmi§e herkes tarafmdan rahatga anla§ilmasini saglamaktadir. Bu 
etkili ve yalin anIatim sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" de- 
yimine tarn olarak uymaktadir. Dini reddetme konusunda kesin bir tavir ser- 
gileyen insanlar dahi, bu kitaplarda aniatilan gergeklerden etkilenmekte ve 
anlatilanlarm dogrulugunu inkar edememektedirler. 

Bu kitap ve yazarin diger eserleri, okuyucular tarafmdan bizzat okunabile- 
cegi gibi, kar§ilikli bir sohbet ortami §eklinde de okunabilir. Bu kitaplardan 
istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplari birarada okumalari, 
konuyla ilgili kendi tefekkur ve tecrubelerini de birbirlerine aktarmalari agi- 
sindan yararli olacaktir. 

Bunun yaninda, sadece Allah'in rizasi igin yazilmi§ olan bu kitaplarm tanin- 
masina ve okunmasma katkida bulunmak da buyuk bir hizmet olacaktir. 
(^unku yazarin turn kitaplarmda ispat ve ikna edici yon son derece guglu- 
dur. Bu sebeple dini aniatmak isteyenler igin en etkili yontem, bu kitaplarm 
diger insanlar tarafmdan da okunmasmm te§vik edilmesidir. 

Kitaplarm arkasma yazarin diger eserlerinin tanitimlarmm ekienmesinin ise 
onemli sebepleri vardir. Bu sayede kitabi eline alan ki§i, yukarida soz etti- 
gimiz ozellikleri ta§iyan ve okumaktan ho§landigini umdugumuz bu kitap- 
la ayni vasiflara sahip daha birgok eser oldugunu gorecektir. imani ve siyasi 
konularda yararlanabilecegi zengin bir kaynak birikiminin bulunduguna 
§ahit olacaktir. 

Bu eserlerde, diger bazi eserlerde gorulen, yazarin §ahsi kanaatlerine, §up- 
heli kaynaklara dayali izahlara, mukaddesata kar§i gereken adaba ve say- 
giya dikkat edilmeyen usiuplara, burkuntu veren umitsiz, §upheci ve ye'se 
surukleyen aniatimlara rastlayamazsmiz. 





Y A Y I N C I L I K 

Talatpa§a Mah. Emirgazi Caddesi, ibrahim Elmas i§merkezi 
A. Blok Kat 4 Okmeydani - Istanbul Tel: (0 212) 222 00 88 

Baski: Kelebek Matbaacilik, Litres Yolu, Nevzat Fikret Koru Holding Binas 
No: 4/1-ATopkapi Istanbul Tel: (0 212) 612 43 59 






^ 

H 



I ^^■'• 




y -.*-. 




Tufan (/e Kaptumba^a 8 

Sedat ite Fit 12 

Abisinin Tot^a'i^a Oqrettikteri Itt 

Omer ^e Penquen 18 

Ersin ite Papa^an 20 

Hersei^de Sir Hai^ir Vardir 22 

Ahmet ife AJeseti Ordek 26 

Uzun Kuifruktu Sei/imti Sincaptar 32 

—Giizet Soze Ui^mamn Onemi 38, 








Miiminterin Temizti^i /J 2 

Cetin ite SiisOi Ta(/us Kusu 1^6 

Can He Minik Kus It 8 ^u| 

Ati'nin Kiifiik bostu 5lt 

Mumt ite Kedi 60 

Ciineift He Miirekkep Bati^ 

Kerem lie Oenizati 68 

Orhan Ite Hasan bede 70 

Osman Bede ite Tomnu 8tt 

Bizim Sinif 86 
Ek Botiim: E(/rini l/atani 9^ 





& 



:^vf t 




Tufan en sevdigi hikayelerden biri olan ''Tavsan ile Kaplumba- 
ga''y' okuyordu.Tavsanm durumuna cok gulmus ve kaplumbaga- 
dan ''akilli olmanin'' ne kadar onemli oldugunu, akilla butun fizik- 
sel ustunluklerin alt edilebilecegini ogrenmisti. Derken, birdenbire 
kitaptaki kaplumbaga Tufan'a seslendi: 

Kaplumbaga: Merhaba Tufan! Bu kucuk yasinda bu kadar akilli 
olup tavsania hikayemden ders alman cok guzel. 

Tufan: Sen kac yasmdasm? 

Kaplumbaga: Boyle kucuk gorundugume bakma, ben 45 yasin- 
dayim. Kaplumbagalar ortalama 60 yil yasarlar. Hatta Testusda 
isimli bir cins kaplumbaga 1 89 yasina kadar yasayabiliyor. 

Tufan: En cok hangi mevsimi seversin? 

Kaplumbaga: Hava isismm hayatimizdaki onemi buyuktur. Cun- 
ku vucut isimiz cevre isisina gore degisir ve genelde cevre isisinm 
0,1-0,2 derece altmdadir. Sindirim islemimiz de isi arttikca hizla- 
nir. Herseyi yaratan Yuce Allah kucuk bedenimizi dusunerek bize 
sicaklarda kolaylik saglamak icin boyle bir ozellik vermistir. Biz 

Allah'tan gelecek her nimete muhtaciz, O ise hicbir seye ihti- 

yaci olmayandir. 







itjttyaci ofniayan iGani^ilir. 



Tufan: En sevdiginiz yiyecek nedir? 

Kaplumbaga: San renkli "kaplan disi cicegine" bayiliriz. Biliyor 
musun gozlerimizin cok keskin olmasmm yanisira biz ozellikle sari 
rengi cok iyi algilariz. En sevdigimiz yiyecegi kolayca bulabiliriz. 

Tufan: Kis uykusuna yatar misiniz peki? 

Kaplumbaga: Evet, Ekim ayindan itibaren 
havalar sogudukca ve yiyecekler azaldikca 
bizim de bedensel aktivitelerimiz azalir, 
kendimizi korumak icin uyku haline ge- 
ceriz. Kalp atislarimiz ve solunumumuz ' 
da yavaslar. Ekimie Mart arasi kis uyku- 
suyla gecer. Allah bizi bu sekilde yarattigi 
icin kisin uyanik kalarak yemek yiyemeyip, 
olmekten kurtuluyoruz. Oysa Allah en uygun 
zamanda bizi uyutarak neslimizi korumustur. 

Tufan: Sen karada yasiyorsun, bir de suda yasa- 
yanlarmiz var galiba. Bana onlar hakkmda da bil- 
gi verir misin? 





•9* 



r*^ 



Kaplumbaga: Haklism Tufan'cigim. Kara, tatli su ve deniz kap- 
lumbagasi olmak uzere farkli cesitlerimiz var. Ben karada yasarim, 
daha cok tarlalari, yumusak topraklari, uzum baglarmi severim. 
Tatli su kaplumbagalari yani akvaryumda besledikleriniz, onlar 
golleri, dere kiyilarmi severler. Deniz kaplumbagalari ise sicak de- 
nizlerde yasar ve yumurtlama zamani yer degistirirler. Sana Caret- 
ta isimli deniz kaplumbagalariyla ilgili ilginc bir bilgi vereyim: 

Carettalar yumurtalarmi birakmak icin sicak deniz sahillerine 
giderler. Yumurtadan cikan yavrular Allah'm ilham etmesiyle de- 
nizden yansiyan isiga dogru hareket ederek, yasayacaklari ortama 
yani denize yonelirler. Bu kucuk yavrular daha dogar dogmaz ya- 
sayacaklari en uygun ortamin deniz oldugunu nasil bilsinler ki? Js- 
te bu suphesiz Yuce Rabbimiz'in ilham etmesiyledir. 

Tufan: Haklism, dusunerek yasayan her insan icin yeryuzu Allah'm 
ayetleriyle dolu. Senin, diger tum hayvanlarm, benim, agadarm... 
Herseyin O'nun tecellisi oldugunu hie unutmadan yasamaliyiz. Bu 
guzel sohbet icin tesekkur ederim. Hoscakal. 

Kaplumbaga: Hoscakal akilli cocuk! 






MSm 



Leylekler, 1-1,5 
boylarmda, buyuk beyaz kanatlari 
olan iri, gocmen kuslardir. Gagalarmin 
ve uzun bacaklarmm kirmizi olmasi leyleklere 
sevimli bir hava kazandirir. Leylekler heryil kala- 
balik suruler halinde goc ederler. Cunku soguk bol 
gelerde yasayamazlar. Leylekler bize yazin sicak 
gunlerinin mujdesini verirler. Havalarm nezaman isi- 
nacagmi bilmeleri bir mucizedir. Aradan bir yil ge- 
cip tekrar bahar geldiginde leylekler binlerce kilo- 
metre yolu geri donup eski yuvalarmi bulurlar. 
Tabii ki bu denii guclu bir hafiza ve boyle 
muhtesem bir yon bulma duygusunu 
leyleklere Rabbimiz olan Allah 
ilham etmektedir. 





1 1 




Hafta sonu annesi Sedaf i hayvanat bahcesine goturmustu. Ilk 
kez bu kadar farkli hayvani birarada goruyordu. Sedat, fillerin bulun- 
dugu bolume dogru ilerledi. Yavru fil hortumuna dolanip dusuyor ve 
her seferinde annesi yardimma kosuyordu. 

Anne fil: Gordugun gibi yavrum henuz cok kuciik oldugundan hortu- 
munu nasil kullanacagmi bilmiyor. 
Onu tarn 12 yil hie yanimdan ayirma- 
yacagim ve ilk6 ay boyunca hortumu- 
nu nasil kullanacagmi ogretecegim. 

Sedat: Hep merak etmisimdir, siz hor- 
tumlarmizi hangi islerde kullanirsmiz, 
buradan mi nefes aliyorsunuz? 

Anne fil: Hortumlarimiz bizi diger hayvanlardan ayiran en buyuk 
ozelligimizdir. Burun deliklerimiz bu hortumlarm ucundadir. Hortu- 
mumuzu yiyecekleri ve suyu agzimiza goturmek, esyalari kaldirmak, 
koku almak icin kullaniriz, icinde tam 4 litre suyu tutabiliyoruz. Hem 
biliyor musun, minicik bir bezelye tanesini bile hortumumuzia kopa- 
rabiliriz. Tabii ki bu hortuma tesadufler sonucu sahip olmadik. Bu her- 
seyi yaratan yuce Allah'm bize bir lutfudur. 

f~\ Sedat: Karnmizi nasil doyuruyorsunuz? 

Anne fil: Biz karada yasayan hayvanlarm en bu- 
yukleriyiz. Bir fil gunde yaklasik 330 kilo bitki yer. 
Bir gunun 1 6 saatini yemek yemeye harcamak 
zorundayiz. 

Sedat: Peki ya disleriniz? 




■■' ^"^Vfc— -^^l 


m 


^.ii,—^ ^S^^w 


12X X-. 


1 



Annefil: Agzimm kenarmda da gordugun gibi iki sivri uzun disimiz 
var. Bu dislerle hem kendimizi savunur hem de su bulmak icin yerde 
delik acariz. Tabii dislerimiz tum bu islerde cok fazia asinir. Iste yuce 
Rabbimiz bu yuzden bize cok onemli bir ozellik vermistir. Asinan her 
disimizin yerine arka siradaki dislerden bir yenisi gelir. Allah bizi 
boyle yarattigi icin yeni dis cikarmaya ve bunu geregi gibi kullanma- 
ya guc yetirebiliriz. 

Sedat: Aciktm herhalde karnindan sesler geliyor? 

Annefil: Bu sesleri kendi aramizda haberlesmek icin biz cikaririz. 
Boylece 4 km uzakliktan bile haberlesebiliriz. 

Sedat: Peki kendi aranizda nasil konusuyorsunuz? 

Annefil: Allah ainimizda, insanlarm duyamayacagi bir ses cikaran 
ozel bir organ yaratmistir. Bu sayede diger canlilarm anlayamayaca- 
gi sifreli bir dille konusur, cok uzak mesafelerden dahi birbirimizi du- 
yabiliriz. Gordugun gibi Allah'm ustun yaratmasi biz fillerde de en 
guzel sekliyle tecelli ediyor. Bunion dusunup Alloh'o her on sukretme- 
miz gerektigini hie unutmo. 

Sedat: Anlottiklarm icin tesekkur ederim. 
Simdi onnemin yonino donmeliyim. 

Annefil: Hoscokol Sedat! 

Sedat onnesinin 
yonino giderken, 
''kim bilir diger hoy- 
vonlordo do Alloh'm 
ne buyuk mucizeleri 
voK' diye dusundu... 



0-. 





^™lV?w 





^ 






3^BB^ 



Tolga, okuldan cikinca eve gitmek icin otobus duragma yuru- 
du. Durakta otobusunu beklerken birkac cocugun konusmasini isit- 
ti. Iclerinden biri surekli yuksek sesle konusuyor, bir yandan da el- 
biselerini ve elindeki elektronik arabasmi isaret ediyordu. Biraz 
dikkatii dinleyince, Tolga konusulanlari daha iyi aniadi. 

Yuksek sesle konusan cocugun adi Can'di. Can arkadaslarma 
pahali kiyafetlerinden, son model oyuncaklarmm guzelliginden 
bahsediyordu. Tolga eve gittiginde de o cocugun konusmalarmi 
aklmdan cikaramadi. Abisi Salih, Tolga'yi dusunceli gorunceyani- 
na oturdu. 

Salih: Ne oldu 
Tolga, neyi dusu- 
nuyorsun boyle? 

Tolga: Yolda ge- 
lirken bir cocuk 
gordum. Arka- 
daslarmm yanin- 
da giysilerinin, 
oyuncaklarmm 
guzelliginden soz 
ediyordu. Arka- 
daslarmm arasin- 
da bunlara sahip 





W 



~^4^ 



« 






olamayacak birilerinin olmasmi onemsemiyor, kaba bir tavir gos- 
teriyordu. Onun bu davranislari bona cokyanlis geldi. 

Salih: Haklism Tolga, onun yaptiklari guzel bir tavir degil. Allah 
hepimize farkli nimetler vermistir. Birisinin daha fazia esyaya, gu- 
zellige, basariya sahip olmasi o kisinin ustunlugunden kaynaklan- 
maz. Allah bunlari bize, bizi denemek, bu nimetler karsismda na- 
sil bir tavir sergileyecegimizi gormek icin vermistir. 

Allah'm en hosnut olacagi tavir, insanin sahip oldugu herseyi 
kendisine verenin Allah oldugunu unutmamasidir. Insanin, Allah'm 
ona verdigi nimetlerle ovunmemesi, simarmamasi ve daima aleak 
gonullu davranmasi gerekir. Zaten buyuklenmek seytanin bir ozel- 
ligidir. Hatirlarsan dun okudugumuz ayet bu konuyla ilgiliydi. 
Ayette Allah soyle buyurmaktadir: 

"Oyle ki, elinizden Qikana kar^i uzuntu duymayasiniz ve size 
(Allah'in) verdikleri dolayisiyla sevinip-^imarmayasiniz. Allah, 
buyukluktaslayip bfiburleneni sevmez." (Hadid Suresi, 23) 

Tolga: Yani Allah'm bize verdikleriyle simarmamaliyiz ve kaybet- 
tiklerimiz karsismda da uzuntulu 
ve sikmtili bir ruh haline girme- 
meliyiz, degil mi abi? 

Salih: Cok dogru Tolga. Allah 
herseyin sahibidir. Bize bu ni- 
metlerden diledigi kadar verir. 
Bunun cok olmasi da az olmasi 
da dunyadaki imtihanimizm 
bir parcasidir. 



/ 



^ 



i 





Allah sixi annelerinixin 

karntndan higbir t^ey bilmexken 

gtkardt ve umulur ki t^ukreder- 

sinix diye i^itme, gorme 
iduyulartntf va goniiller vrerdi. 

(Nahl Suresl TSl 



% 



Tolga: Bir ayette, Allah, '^Onlardan bazi gruplara, kendilerini 
denemek ign yararlandirdigimiz dunya hayatmm susune gozu- 
nu dikme. Senin Rabbinin rizki daha hayirli ye daha sureklidir/^ 

(Taha Suresi, 131) diye buyurmaktadir. Can'in davranislari 
dogru degil ama arkadaslarmm da ona ozenip, Allah'in hos 
gormeyecegi bir tutumda bulunmamalari gerekmez mi? Hem 
giysilerimizi, yiyeceklerimizi, evimizi, araba- 
mizi bize veren Allah oldugu halde, simar- 
mamiz bizi cok kucuk dusurur, degil mi? 

Salih: Tabii ki. Guzel acikladm. Bak sa- 
na Kuran'dan bu konuya ornek olustu- 
racak bir kissa aniatayim: 

Allah Kuran'da iki adami or- 
nek verir. Adamlardan birinin iki 
fane uzum bagi vardir. Allah 
her iki bagi da hurmalar ve ce- 
sitli ekinlerle donatmistir. Zamani 
gelmis ve ekinler buyuk bir verimie yemis- 
lerini vermistir. Iki bag arasmda bir de irmak 
bulunmaktadir. Zengin olan adamin bagi oyle- 
sine gorkemlidir ki, baglarmdan birinin degisik 




m 



urun veren yerleri bile vardir. Bag sahibi arkadasiyla konu 
surken: ''Ben, mal bakimmdan senden daha zenginim, in- 
san sayisi bakimmdan da daha gu?luyum/' (Kehf Suresi, 
34) diyerek onu kucumser. Maliyla gosteris yaparak ba- 
gina girer ve arkadasma etrafi gostererek soyle konusur: 

"Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacagini sanmiyo- 
rum" dedi. Kiyamet-saatinin kopacagini da sonmiyorum. Bu- 
na ragmen Rabbime donduriilecek olursam, ^uphesiz bundan 
daha hayirli bir sonuQ bulacagim." (Kehf Suresi, 35-36) 

Diger odam ise onu soyle uyarir: 

"... Bagina girdigin zaman, 'Ma^aAllah, Allah'tan ba^ka kuv- 
vet yoktur' demen gerekmez miydi? Eger beni mal ve Qocuk 
bakimmdan senden daha az (guQte) gfiruyorsan. Belki Rabbim 
senin bagmdan daha hayirlismi bana verir..." (Kehf Suresi, 
39-40) 

Allah, bu uyarilari dikkate almayan bag sahibini sonunda 
cezalandirir. Bir gecede butun urunlerini kasip kavuran bir firti- 
na gonderir. 

Sabah kalktigmda ovundugu urunlerini kaybettigini goren 
bag sahibi, Allah'm sonsuz gucunu ve herseyin kontrolunu elin- 
de bulundurdugunu aniamistir. Biz de bu kissayi hie unutmadan 
hareket etmeliyiz. 



\ 



^ 







mi^- ^ - - 



liiEg ^ 





Omer, aksam uyumadan once babasiyla bir belgesel film izle- 
misti. Bircok canlmin zor sartlarda nasil yasamlarini surdurdukleri- 
ni gormus ve cok sasirmisti. Yatagma yattigmda da izledigi belge- 
seli dusundu. Kendisini o canlilaria ayni ortamda hayal etti ve bir- 
den kendisini karlaria kapli biryerde buldu. Denizde kocaman buz 
parcalari yuzuyordu. Etrafta dolasmaya basladi. 
PENGUEN: Hosgeldin Omer. 

OMER: Sen de kimsin? 

PENGUEN: Ben bir penguenim. 

Sesin sahibi sanki uzerine bir smokin giymis gi- 
bi duran bir canliydi. Omer onu hemen hatirladi. 
Aksam izledigi belgeselde penguenlerle ilgili bir 
bolum de vardi. 

OMER: Evet sizin yasammizi tele- 
vizyonda seyretmistim. Burasi ol- 
dukca soguk, siz hie usumuyor 
musunuz? 

PENGUEN: Burasi Guney Kut- 
bu ve burada isinin -88 de- 

receye kadar dustugu dondu- 
rucu soguklar olur. Bu ortam bircok canli icin oldurucu olabilir. Oy- 
sa biz hicbir zorlukia karsilasmadan yasamimizi surdurebiliyoruz. 
Bu da ancak Allah'm bize verdigi cesitii ozellikler sayesinde mum- 
kun olmaktadir. 

Derimizin altmdaki kalin yag tabakasi sayesinde soguktan di- 
ger canlilar kadar etkilenmiyoruz. Ayrica kis geldigi zaman deniz 
kenarmdan daha guneye dogru gideriz. 





18 





OMER: Demek birlikte goc ediyorsunuz, baska bilmedigim ne gibi 
ozellikleriniz var? Mesela izledigim belgeselde yavrularmiz yumur- 
tadan cikmcaya kadar yumurtalara cok ozenle baktigmizdan soz 
edilmisti. Bona biraz aniatabilir misin? 

PENGUEN: Tabii. Mesela bircok canlmin aksine penguenlerde erkek 
kuluckaya yatar. Hem de bu gorevi yaklasik -30 derecede, 65 giin 
hie kipirdamadan yerine getirirler. Bu sirada anne penguen de do- 
gacakyavru icin uzaklarda yemek arar. Yavru dogduktan sonra da 
ilk ayi anne ve babasmm ayaklari arasmda gecirir. Cunku yanlis- 
likla 2 dakika bile buradan cikmasi donarak olmesine sebep olur. 

OMER: Yani oldukca dikkatii davranmaniz gerekiyor. 

PENGUEN: Her canliya nasil davranmasmi Allah ogretmistir. Biz de 
Allah'm bize ilham ettigi sekilde hareket ederiz. 

OMER: Rabbimiz her canlmin ne zaman nerede yerlesecegini, yi- 
yecegini nasil bulucagmi ogretmis. Siz penguenlerin hayati da bu- 
na cok guzel bir ornek. 

PENGUEN: Baska canlilarda da farkli ornekler bulabilirsin. Ailem 
beni bekliyordur, artik gitmem gerekiyor. 

Omer birden bir zil sesi duydu. Sabah olmustu ve saati caliyor- 
du. Kucuk seyahatinin guzel bir ruya oldugunu aniadi. 








UM 



Ersin her zaman evde bir kus beslemeyi arzu etmisti. 

O gun kapidan giren babasmm elinde buyukce bir kafes 

gorunce gozlerine inanamadi. Kafesin ortusunu kaldirdi: San, la- 

civert, rengarenk bir papagandi bu! Ersin cok sevinmisti. Ilk gunun 

aksami Ersin'le papagan koyu bir sohbete daldilar: 

Ersin: Seni en iyi sekilde besleyebilmem icin senin hakkmda herse- 
yi ogrenmek istiyorum guzel papagan. Once en sevdigin yemegi 
soyle bana. 

Papagan: En sevdigim yiyecek 'cekirdek'! 

Ersin: Nasil olur, nasil yiyeceksin sen onu? 

Papagan: Ben yiyeceklerimi tipki bir sandvic gibi iki ayagimla tu- 
tarak yiyebilirim. Cekirdegin kabugunu da dilimle ustalikia ikiye 
ayiririm. Bu sekilde karnimi doyurabilmem bana Yuce Allah'm bir 
lutfudur, nimetidir. 

Ersin: Cok merak ediyorum, bu rengarenk inanilmaz guzellikteki 
tuylerin nasil olustu senin? 

Papagan: Butun kuslarda oldugu gibi, benim de zengin renk cesit- 
liligim, tuylerimin icerisinde yer alan ve tuy ilk olusmaya basladigi 
sirada depolanan renk maddesinin varligma veya tuylerin yapisal 
ozelligi nedeniyle isik hareketlerine bagli olarak olusur. Tuylerimin, 
yiprandiklarmda yenileriyle degisen cansiz yapilar oldugunu biliyor 
muydun? Her yenilenmede ayni renkler tekrar cikar. Bu Allah'm ya- 
ratmasmdaki kusursuzlugun delillerinden biridir. 



O Allah ki yaratandtr, 

ien giizel biqimdd kusursuzca \^ar edendir, 

^ekil ve surat \^erendir... 

iHa^r Surest, 24rl 



Ersin: Gercekten muhtesem! Peki duydugun sesleri taklit edebiliyor- 
sun? Bu nasil oluyor? 

Papagan: Ben duydugum bu sesleri sadece taklit edebilirim, anlam- 
larini bilmem. Bu da suphesiz Allah'm dilemesiyledir. Yoksa benim 
gibi hicbir akia ve iradeye sahip olmayan bir varlik, nasil ses takli- 
di yetenegi gelistirsin ki? Benim gibi hem konusabilen hem ren- 
garenk bir kusu varetmeye suphesiz yuce Rabbimden bas- 
ka hie kimse guc yetiremez. O, benzersiz ve kusursuz 
var edendir. 

Ersin: Sana bakmca yuce 

Allah'a olan hayranligim 

kat kat artiyor. Burada en 

quzel sekilde barmman 

Mnbendeelimdengeleni \X^^?f^^ fir, 4 

yapacagim. Evimize tekrar 

hosgeldin guzel papagan! 

Papagan: Unutma yuce Rab- 
bimiz^in butun bu kusursuz ev- 
reni yaratmasi karsiligmda ya- 
pacagimiz en guzel sey, gordu- 
gumuz her guzellikte Allah'm 
buyuklugunu hatirlayip, O'na 
sukretmek ve O'nu akiimizdan 
hie cikarmamaktir. 




-J! 



'P 




Bin mm VM&m 

Ali, ilkokulda okuyan cok basarili bir ogrenciydi. Ogretmeni 
ve arkadaslari tarafmdan cok seviliyordu. Her zaman duzenliydi. 
Anne, babasma ve buyuklerine karsi saygili bir cocuktu. Ancak 
Ali, yasadigi olaylar karsismda cok fazia heyecanlaniyor, olmadik 
seyler icin endiseleniyordu. Ornegin okulda sinav olacaklari za- 
man dersine calismis olmasma ragmen icinde korku duyuyor, '^Q 
kotu not alirsam?^' diye dusunerek kendini uzuyordu. Cogu zaman 
bu endisesi yuzunden dikkati dagiliyor, hatta bildigi bir soruya 
yanlis cevap verdigi de oluyordu. Ali yapamadigi bir sey oldugun- 
da veya olmasmi istedigi bir sey olmadigmda hemen uzuntuye ve 
umutsuzluga kapiliyor, neden yapamadigmi, neden olmadigmi 
dusunerek kendi kendine kiziyordu. 

Ali o gun okuldan eve dondugunde cok sevincli ve her zaman- 
ki gibi heyecanliydi. Annesi mutfakta yemek hazirliyordu. Ali okul- 
da olanlari hemen annesine aniatmaya basladi: 

Ali: Annecigim, hafta sonunda okulumuzun duzenledigi piknige 
gidecegiz. Orada guzel yemekler yiyecek, top oynayacak, yuruyus 
yapacak, sarkilar soyleyip oyunlar oynayacagiz. Ne guzel degil 
mi? 

Anne: Evet Alicigim, gercekten cok guzel bir habermis. 
Hadi simdi ellerini yika ve odevlerini yapmaya basia 
bakalim. 

Ali annesinin sozunu dinledi. Elini yuzunu yika- 
di, onlugunu cikardi ve odevlerini yapmaya basladi. 




22 



Ancak heyecani hala gecmemisti. Piknikte ne kadar cok eglenecek- 
lerini dusunuyordu. Bir an akiina bir sey geldi. Icinden "Ya hafta 
sonu gelmeden hastalanirsam? O zaman piknige gidemem. Arka- 
daslarim oyunlar oynarlarken ben evde hasta yatagimda yatmak 
zorunda kalirim" diye dusundu. Bir an icini bir sikinti kapladi. Bu- 
tun nesesi kacmisti. Odevlerini yaparken bir yandan da bunu du- 
sunmeye basladi. 

Aksam yemegi vakti geldiginde Ali'nin babasi da eve gelmis- 
ti. Annesi Ali'yi yemege cagirdi. Hep beraber sofraya oturdular. 
Ali, akiina gelen kotu dusunce sebebiyle cok sessiz ve keyifsizdi. 
Ondaki bu degisiklik annesini cok sasirtti. Ali'nin bu durgun hali 
babasmm da dikkatini cekmisti. Her zaman oldugu gibi sohbet et- 
meye basladilar. 

Baba: Alicigim bugun okulda ne- 
ler yaptin aniat bakalim? 

AU: Yeni bilgiler ogrendik babaci- 
gim. Matematik dersinde tahtaya 
kalktim ve ogretmenin sordugu 
problemi dogru olarak cozdum. 






Anne: Bugun okulda aldigin guzel haberi babana da soyle- 
meyecek misin Ali? 

Ali: Hafta sonu piknige gidecegiz. 

Baba: Ne kadar guzel bir haber bu Ali, ama sen bu habere pek 
sevinmemi^sin galiba? 

Anne: Aslmda okuldan geldiginde cok sevincliydin, neden uzgun 
gorunuyorsun? 

Ali: Evet cok sevincliydim ama akiima gelen bir dusunce yuzunden 
canim sikildi. 

Baba: Neden canin sikildi Ali? 

AU: Ya hafta sonuna kadar hastalanir da piknige gidemezsem, o 
zaman cok uzulurum. 

Anne: Alicigim su anda boyle bir sey yok ve daha sonra olup ola- 

mayacagmi da simdiden bilemeyiz. 
Ya olursa diye olmadik bir seye 
uzulmen dogru mu? 

Baba: Bak Ali. Seytan akiina boyle 
kotu dusunceler 
getirerek, ol- 
madik sey- 
lerle icinin 
sikilmasma 
sebep olur. 
Buna vesvese 
yapmak denir. Jnsa- 
nin akiina gelen bu- 
tun kotu dusunce- 



^ 



ler, kalbinde hissettigi sikmtilar, seytanin insanlara fisildadigi ves- 
veselerdir. Boyle bir durumda ne yapmamiz gerektigini yuce Allah 
Kuran'da bize soyle bildirmistir: 

"Eger sana ^eytandan yana bir ki^kirtma (vesvese) gelirse he- 
men AUah'a sigin. Qunkli O i^itendir, bilendir." (Araf Suresi, 200) 

Anne: Alicigim sen de akiina boyle kotu dusunceler geldiginde 
hemen Allah'a sigin ve O'na dua et. 

Baba: Hayatimizda basimiza gelen her olay Allah'm kaderimizde 
onceden belirlemis oldugu olaylardir. Allah bizim icin her olayda 
en hayirlismi dilemistir. Eger sen piknige gidemezsen mutlaka bu 
daha hayirlidir. Bazi insanlar herseyde bir hayir oldugunu unutup, 
baslarma gelen bir olay karsismda uzuntuye kapilirlar. Oysa Allah 
o kisiyi beiki de daha kotii bir olaydan korumustur. Ancak boyle 
dusunmedikleri icin her zaman uzuntu ve sikinti icinde yasarlar. 

Ali: Evet cok iyi aniadim. Bundan sonra akiima gelen kotu dusun- 
celerden hemen Allah'a sigmacagim ve bona herseyin en hayir- 
lismi verdigi icin Allah'a sukredecegim. 





25 > 



^ ^^ ### #^<^ #^^ < 




Ahmet hafta sonu ailesiyle birlikte dedesini ziyarete gelmisti. 
Aksam yemegine kadar dedesi, Ahmef i her zamanki gibi parka 
goturdu. Orada Ahmef i bir surpriz bekliyordu. Parka geldiklerin- 
de Ahmet havuzda yuzen ordekleri gorunce cok sevindi. Dedesi de 
Ahmef in ordekleri cok sevdigini bildigi icin yaninda ordeklerin yi- 
yebilecegi yiyecekler getirmisti. Onlari Ahmet'e verdi ve oradaki 
bir banka oturdu. Ahmet hemen ordeklerin yanina kostu. 

Ahmet: Merhaba benim adim Ahmet. Size yiyecek getirdim. 

Ordek: Merhaba Ahmet, cok tesekkur ederiz. 

Ahmet: Merak ediyorum, acaba size burada yiyecek vermeseler- 




^ C^ 



^ 



•I'^as ^'S^s ^'^s ^4^s 




di ya da insanlarin olmadigi baska 
bir yerde yasiyor olsaydmiz nasil 
beslenirdiniz?' 

Ordek: Biz ordekler dogadaki ya- 
santimizda sudan pek fazia cikma- 
yiz. Besinlerimizi sudan saglariz. 

Ahmet: Ama ben ordeklerin yuzdugu sularda da yiyecek hicbir 
sey goremiyorum. 

Ordek: Bizler besinlerimizi sudan cesitii sekillerde aliriz. Bazi tur- 
lerimiz yuzerken dibe dalmadan bocekler ve bitkilerle besleniriz. 
Bazi turlerimiz sik sik basimizi ve govdemizin on kismini suya go- 
merek kuyrugumuz kalkik bir bicimde besin arariz. Bazi turlerimiz- 
se tamamen suya dalarak besinlerimizin tumunu suyun altinda 
arariz. 

Ahmet: Peki neden surekli suda duruyorsunuz? Neden karada da 
dolasmiyorsunuz? 

Ordek: Cunku ayak parmaklarimizm arasmdaki perdeler suya 
dalmamiza ve hizli yuzmemize yardimci olur ama karada yurume- 
mizi zorlastirir. 

Ahmet: Ben denize girdigim zaman suyun ustunde kalmak icin su- 
rekli hareket etmek zorunda kaliyorum. Bu yuzden suyun ustunde 
rahatca kalabilmek icin denize simitle giriyorum. Sizler nasil bu 
kadar uzun sure suyun ustunde kalabiliyorsunuz? 

Ordek: Denize simitle girdigin zaman nasil hareket et- 
meden suyun ustunde kalabiliyorsan, bizim de vucu- 
dumuzun icinde tasidigimiz hava suyun ustunde ka- 
labilmemizi sagliyor. 



^^\ 





Ahmet: Ama ben uzerimde simit varken suyun icine dalamiyo- 
rum. Peki siz nasil dalabiliyorsunuz? 

Ordek: Bizim vucudumuzda kucuk balonlara benzeyen hava 

^^"^^ kesecikleri var. Bu kesecikler hava ile doldugunda suyun 

^^^ I ustunde kalabiliyoruz. Suyun icine dalmak istedigimizde 

ise hava keseciklerindeki havayi disari pompaliyoruz. Vu- 

cudumuzun icinde daha az hava kaldigi icin kolaylikia suyun icine 

batabiliyoruz. 

Ahmet: Hem suyun ustunde kalabiliyor, hem suya dalabiliyor, 
hem de cok guzel yuzebiliyorsunuz. 

Ordek: Ayak parmaklarimizm arasmdaki perdeler sayesinde yu- 
zebiliyoruz. Ayaklarimizi suyun icinde ileri geri hareket ettirdigi- 
mizde bu perdeler iyice genisliyor ve suyu daha kuwetii itmemizi 
sagliyor. 

Ahmet: Tipki yazm buyuklerin denize girerken daha rahat ve hiz- 
li yuzmek icin ayaklarma taktiklari paletler gibi. 




^^^^^^<^^ 




Ordek: Evet Ahmet. 
Eger sizlerin ayaklari ' 
oyle olsaydi hie rahat 
yuruyemezdiniz. Ama 
biz su kuslari oldugu- 
muz icin ayaklarimizm 
bu sekli sayesinde cok ra- 
hat yuzebiliyor, beslenebi 
liyoruz. 

Ahmet: Butun ordekler birbiri 
cok benziyor ama aranizda ne 
bi farklar var? 

Ordek: Bizler birbirimize cok benziyoruz ama 
ordek turleri arasmda farkliliklar var tabii. Erkek ordekler, disi or- 
deklerden daha parlak tuylere sahiptirler. Yuvasmda kuluckaya 
yatmis disiler icin bu onemli bir korumadir. Cunku soluk renkleri 
sayesinde dusmanlari onlari gormedigi icin disiler yuvalarmda da- 
ha guvenlikte olurlar. Disi ordeklerin, bulunduklari yere uygun so- 
luk renkleri onlari yakin mesafeden bile gorebilmeyi oldukca zor- 
lastirir. 

Ahmet: Peki yuvalarma bir dusman yaklasirsa o zaman 
ne olur? 



Ordek: Erkek ordekler yuvadaki disilerini korumak 

icin parlak renkli tuylerini kullanarak dusmanla- 

rin dikkatini uzerine cekerler. Bir dusman yuva- 

nin yakinma geldiginde erkek hemen havalanarak 

cok fazia guruitu yapar ve dusmani yuvadan uzaklastirmak 

icin elinden gelen tum cabayi sarf eder. 




I 



^^"^ It^^^ ^"feife^ ^S>^ ^^ 




3? # #^ ^^^"^^S S^S 



Tarn o sirada Ahmet suda yuzen ordek 
yavrularmi gordu. Kucucukken bile yavrularm 
suda yuzebilmelerine cok sasirdi ve hemen 
sordu: 

Ahmet: Bu kucucuk yavrularmiz nasil bu kadar 
kisa zamanda yuzmeyi ogrenebiliyorlar? 

Ordek: Yavrular yumurtadan ciktiktan birkac saat 
sonra suya kosup yuzmeye ve kendi baslari- 
na beslenmeye baslarlar. 

Ahmet kendisini dogduktan birkac saat sonra suya biraksalardi ne 
olurdu diye dusundu. Tabii ki yuzemez, su yutup bogulurdu. Yuce 
Allah'm ordekleri suda yasamalari, yuzebilmeleri, beslenebilmele- 
ri icin kusursuz bir bicimde yarattigmi dusundu. O sirada dedesi 
de oturdugu banktan kalkmis, Ahmef in yanina gelmisti. 

Ahmet: Dedecigim ordekler ne kadar guzel yuzuyorlar, oyle degil 
mi? Hem de cok sevimliler. 

Dede: Evet Ahmetcigim. Tek bir ozellikleri bile bize Allah'm her 
varligi ne kadar kusursuz bir bicimde yarattigmi gosteriyor. Or- 
deklerin ayni zamanda ucabildiklerini de biliyor muydun? Ordek- 
ler ucarken vahsi hayvanlara yem olmamak icin durmadan yon 
degistirirler. 

Ahmet: Ordekler bunun icin yon 
degistirmeleri gerektigini nereden 
biliyorlar dedecigim? 

Dede: Tabii ki bu, Allah'm diger 
canlilara verdigi ozellikler gibi, se- 
vimli ordeklere kendilerini koruma- 
lari icin vermis oldugu bir ozelliktir. 




^^^^^ 



^^4Si<S^<S^<^^ 



#^4? #st # ^^S #^ ^^ # # #^# 



Allah diledigini yaratir. Bununia ilgili Kuran'daki ayetlerden biri 
soyledir: 

"Allah, her canliyi sudan yaratti. i^te bunlardan kimi karni uze- 
rinde yurumekte, kimi iki ayagi uzerinde yurumekte, kimi de 
dort (ayagi)uzerindeyurumektedir. Allah, diledigini yaratir. HiQ 
^uphesiz Allah, her§eyegu(;yetirendir/'(NurSuresi, 45) 

Hadi artik yemek vakti iyice yaklasti yavas yavas eve donsek 
iyi olur. 

Ahmet: Peki dedecigim ben de sana yolda ordekler hakkmda og- 
rendiklerimi anlatacagim. 

Dede: Oyle mi? Nereden ogrendin bakalim sen bu bilgileri? 

Ahmet sudaki ordeklere goz kirpti ve onlaria vedalasti: 
Ahmet: Hoscakalm sevimli ordekler! 



* 




ORDEKLER 



Ordekler ucarken tipki citalar gibi arabalarm hizlarina 
ulasabilirler. Ayrica yirtici hayvanlara yem olmamak icin 
de ucarlarken surekli yonlerini degistirirler. Suya dal- 
malari gerektiginde bunu o kadar hizli bir sekilde ya- 
parlar ki, avcilar onlari avlamakta cok zorlanirlar. 



^# #^.^ ^^ <fi^ ^^-S-S^^ 'S'^' 




totfl? oSamsu^ 






Ahmet ordeklerden aynlirken dedesinin elinden tuttu, beraber 
hem eve dogru yuruduler hem de Allah'in herseyi en mukemmel bi- 
cimde yarattigmi konusarak Allah'a sukrettiler. 

Fatih ve Erdem cok iyi aniasan iki arkadasti. Hayvanlarm yasam- 
lariyla ilgili yeni bir kitap okumus ve cok etkilenmislerdi. Bu hayvan- 
lari yakmdan tanimak kim bilir ne kadar da heyecanli olurdu. Aksam 
aileleriyle konustular ve hafta sonu ormana geziye gitmek icin onlari 
ikna ettiler. Yol boyunca birbirlerine orada gorebilecekleri canlilar 
hakkmda sorular sordular. Arabadan iner inmez agaclann arasmda 
kosmaya basladilar. Aileleri banklara oturmus sohbetediyorlardi. Fa- 
tih ve Erdem etrafi dolasmak icin izin istediler. Birkac hayvan gorebil- 
mek icin sabirsizlaniyorlardi. 

Biraz yurudukten sonra dallarm arasmda bir kipirti hissettiler. 

Fatih: Erdem, bak iste orada bir sincap var galiba, gordun mu? 

Erdem: Gel, biraz daha 
yakmdan bakalim. 

Fatih: Neden bu kadar 
uzun bir kuyrugu var 
ba? 

Sincap: Ikiniz de cok me- 
rakli cocuklara benziyorsu- 
nuz. Ogrenmek istedikleri- 
nizi size aniatabilirim. 








c^ 




Fatih: Evet cok isteriz, aniatir misin? 

Sincap: Az once kuyrugumun neden uzun oldugunu merak etmisti- 

niz. Agaclann uzerinde cok cesitii hareketler yapabilirim. 

Mesela sivri tirnaklanm sayesinde rahatlikia agaclara 

tirmanabilirim. Ayrica bir dalin uzerinde kosabili- 

rim, basasagi sallanabilirim, hatta bu sekilde 

ilerleyebilirim. Ozellikle ''gri sincaplar'' olarak 

bilinen akrabalanmiz bir agacin en ucundaki 

dalmdan 4 metre uzaktaki baska bir agacin da- 

lina rahatlikia atlayabilirler. Havada adeta ucar 

gibi sicrarken, kollarmi ve bacaklarmi acarak 

bir planor gibi hareket ederler. Bu sirada yassi- 

lasan kuyruklan ise hem dengelerini saglar, hem 

de yonlerini ayarlayan bir dumen gorevi gorijr. 

Erdem: Bir kitapta bazi sincaplarm ucabildikle- 
rini okumustum. Peki ucan sincaplarm sadece 
kuyruklarmm uzun olmasi yeterii mi? 

Sincop: Evet, Avustralya'da yasayan ve boylari 
45 cm ile 90 cm arasmda degisen bazi sincap tijrle- 
ri ucabilirler. Aslinda yaptiklan tam olarak ucmak degil- 
dir. Bir agactan digerine uzun atlayislar yaparak hareket eder- 
ler. Agaclar arasmda bir planor gibi hareket eden bu canlila- 











M^-^ey^^ 



33 



\ 




rin kanatlan yoktur ama ucma zarlari vardir. Mesela ''seker ucan sin- 
caplan'^nin ucma zari, on bacaklardan arka bacaklara dogru uzanir. 
Ucan sincap, bir agacin govdesinden firlar ve gerilmis derinin piano- 
re benzeyen etkisiyle bir seferde ortalama 30 metrelik bir uzaklik asa- 
bilir. Hatta bazen arka arkaya 6 kaymayla 530 metrelik bir mesafe 
alabildikleri gozlenmistir. 

Fatih: Bu kadar uzun mesafeleri atlarken agaclar arasmdaki mesafe- 
leri nasil hesapliyorlar. Dogru yere konabilmeleri icin kendilerini cok 
iyi ayarlamalan gerekir diye dusunijyorum. Kuciik bir hata dusmeni- 
ze sebep olabilir. 

Sincap: Cok dogru. Atlarken incecik dallari hedefleyip, tam ijstune 
tutunabilmek icin cok dikkatii hareket etmeliyiz. Bunun icin arka ayak- 
lanmizi, mesafeleri cok iyi ayarlayan keskin gozlerimizi, guclu pen- 
celerimizi ve denge kurmamiza yarayan kuyrugumuzu kullaninz. Bi- 
ze bu ozellikleri veren de, onlari nasil kullanacagimizi ogreten de yu- 
ce Rabbimiz'dir. Yoksa bizim, ailece ellerimize cetvelleri alip, agac- 
larin boylarmi, dallarm arasmdaki mesafeleri olcmemiz mijmkun de- 
gildir. 

Erdem: Kuyrugunuzun baska faydalan da var mi? 

Fatih: Ben belgesel bir filmde izlemistim. Boyut olarak kuciik olan 



^J**^.,n^.^^^fiU^- 




^*™*^^ /"^' 








hayvanlar hareket etmedikleri zaman isi kaybederlermis. Soguk ha- 
valarda donma tehlikesiyle karsi karsiya kalirlarmis. Ozellikle uykuda 
olduklan vakitlerde bu tehlike daha da artarmis. Fakat Allah her can- 
li turijnde oldugu gibi sincaplann da olumsuz dis sartlardan etkilen- 
memeleri icin korunma yontemleri yaratmistir. Bunun icin sincaplar 
kalin kurke benzeyen kuyruklanni vucutlarmin etrafma sarmalayip, 
bir top gibi kivnlarak uyuyorlarmis. Bir palto gibi kalin olan kuyruk- 
lari boylece soguk havalarda uyuduklarmda onlari donmaktan kurta- 
nyormus. 

Sincap: Evet, gercekten soguk havalarda kuyrugumuz bizi isitir. Ama 
turn bunlann disinda kuyrugumuzun bir faydasi daha vardir. Pek cok 
canlida oldugu gibi biz sincaplar arasinda da cesitii haberlesme yon- 
temleri vardir. Ornegin ''kirmizi sincaplar'' dusman gorunce kuyruk- 
lanni sailor ve heyeconli sesler cikonrlor. 

Erdem: Ne kodor cok ceviz topla- 
missmiz. Aciktmiz galiba... 

Sincap: Kism yemek bulmakta 
zorluk cektigimiz icin yaz ay- 
larinda yiyecek biriktirip, kisa 
hazirlik yoporiz. Yiyeceklerimizi 
depo ederken cok dikkat etmemiz 
gerekir. Meyveler ve etier kisa za- 







35 



manda bozulacagi icin onlari depolamayiz. Kisin ac kalmamak icin 
yalnizca ceviz, findik, kozalak gibi dayanikli yemisleri toplamamiz 
gerekir. Iste bu cevizleri de kisin yemek icin saklayacagim. 

Erdem: Allah butijn canlilara yiyeceklerini nasil bulacaklanni ve sak- 
layacaklarini ogreten, yarattigi her canlmin rizkini da verendir. 
Allah'in sifatlarmdan biri de 'Vizik veren'' yani ''yc«rattigi her canliya 
yiyecek veren'Mir. Allah ne kadar lutuf sahibi ve merhametii oldugu- 
nu Kuran'da bizlere bir ayette soyle bildiriyor: 

''Kendi rizkini ta^iyamayan nice canli vardir ki, onu ve sizi 
Allah riziklandirir. O, i^itendir, bilendir." (AnkebutSuresi, 60) 

Sincap: Allah yarattigi her canliya yasadigi ortama uygun ozellikler 
vermistir. Yiyecekleri bulup depolamamiz yetmez, kis gelince onlari 
sakladigimiz yeri bulmamiz da gerekir. Bunu da Rabbimiz'in bize 
verdigi mukemmel koku duyusunu kullanarak buluruz. Oyle ki, 30 
cmlik karin altinda gizlenmis fmdiklarm bile kokusunu alabiliriz. 

Topladigimiz yiyecekleri birden fazia yerde depolanz. Fakat co- 
gunun yerini de sonradan unuturuz. Bunun da Allah katinda belirlen- 
mis bir sebebi var. Cunkij bizim yer altinda biraktigimiz yemisler za- 

manla ormanin icinde filizlenip 
gelisecek ve tekrar yeni 
agaclar olusturacaklardir. 

Fatih: Ceviz, findik, kesta- 

ne bunlar kabugu cok sert 

olan yiyecekler. Biz bunlari 

yemek icin demirden yapilmis 







kiracak aletler kullaniyoruz. Siz bir aletiniz olmadan bunion nasil ki- 
rabiliyorsunuz? 

Sincop: Bizim bir insanin asia sahip olamayacagi keskinlikte ve sag- 
lamlikta dislerimiz vardir. Agzimizm on tarafmda, serf maddelerin ki- 
nlmasmi saglayan kesici disler, arka uzun boslukta ise azi dislerimiz 
bulunur. Agzimizdaki bu keskin disler sayesinde ne kadar serf olursa 
olsun istedigimiz yemisin kabugunu parcalayabiliriz. 

Erdem: Disleriniz zarar gormuyor mu? 

Sincop: Herseyi bir uyum icinde yaratan Rabbimiz'in ustijn sanatmi 
burada da gorebilirsiniz. Bizim dislerimiz kirilip, asmsa bile yerine 
hemen yenisi cikar. Asinan dislerimiz surekli uzayarak alttan yenile- 
nir. Allah bu ozelligi bizim gibi yiyeceklerini kemirmek zorunda olan 
butijn canlilara vermistir. 

Fatih: Allah yarattigi canlilardaki guzellik ve kusursuz yapilaria ilgili 
olarak Kuran'da soyle bildirmistir: 

''Sizin yaratili^inizda ve turetip-yaydigi canlilarda kesin bil- 
giyle inanan bir icavim \q\n ayetler vardir." (Casiye Suresi, 4) 

Erdem: Allah'm herseyi her an kontrolu altinda tuttugunu unutmama- 
liyiz. Bize verdigi her nimet icin O'na sukretmeli, sevdigi kullarmdan 
olmak icin dua edip, O'ndan bagislanma dilemeliyiz. 

Fatih: Evet dogru soyluyorsun. Cok gee olmus, artik geri donelim Er- 
dem. Bize anlattiklarm icin tesekkur ederim sevgili sincap. 

Sincap: Gule gule kuciik dostlanm. 



*^-tf'Su*^ /fl**^-*^ -*igp^^ ''^-*^iX**^ >s**-s-r*<^-^^; 




ft 





37 



(S02:!'L5ors 



r-ri^. 



**. 



UYM ^mi^N aim 






Sener sevimli, guzel ahlakli ve cok caliskan bir cocuktu. Ba- 
basinin isi sebebiyle baska bir sehire tasmmislardi. Bu yuzden Se- 
ner, cok sevdigi arkadaslarmdan ayrilmak zorunda kalmisti. 

Yeni evierine tasmdiktan bir sure sonra apartmanlarmda otu- 
ran komsulari, Senerleri ziyarete geldiler. Sener cok mutlu oldu, 
cunku apartmanlarmda onun yasinda bircok cocuk vardi. Sener 
yeni tanistigi arkadaslarmi cok sevdi ve zamania arkadaslariyla 
iyice kaynasti. Ancak icierinden Gokhan isminde yasca digerlerin- 
den kucuk olan bir cocuk her zaman oynadiklari oyunlari bozu- 

Vk Vk W \3k \k\k W^ VV V\ Mk \V\Ji V3k Vk ^ W \\ Sk W 



\ 

yor, hep kendi istedigi oyunlar oynansin istiyor, istedigi bir sey ol- ^ 
mayinca da onlara kusuyordu. ^^J 

Bir gun bahcede butun cocuklar toplanmis oynarlarken Gok- ' 

han yanlarma geldi. Cocuklar o sirada Sener'in yeni alinmis J 

oyuncagi ile oynuyorlardi. Gokhan'm gelmesi butun cocuklari hu 
zursuz etti. Cunku Gokhan oyunlarma katildigmda mutlaka bir ^t 
tartisma cikacagmi biliyorlardi. Bu yuzden cocuklar Gokhan'i bu % 
sefer aralarma almadilar. Bu duruma cok kizan Gokhan da Se- 
neKin yeni oyuncagmi aldi ve yere atarak kirdi. Bu duruma cok 
uzulen Sener ve arkadaslari Gokhan'la tartismaya basladilar. Co- 
cuklarm seslerini duyan Salih Dede hemen pencereye gidip disari 
bakti. Salih Dede cocuklari cok seviyordu, onlaria her zaman ilgi- 
leniyor, sik sik cocuklaria Allah'm varligi, verdigi nimetler, Allah'm 
yapilmasmi emrettigi ibadetler gibi konularda sohbet ediyordu. 
Cocuklarm tartistiklarmi gorunce hemen yanlarma geldi. Gokhan 
agliyordu. Cocuklar olanlari Salih Dede'ye aniattilar, sonra hep 
beraber bahcede oturup sohbet etmeye basladilar. 

§ener: Salih Dede. Ben ve arkadaslarim her zaman cok iyi geci- 
niyor, birbirimizle kavga etmeden oyunlarimizi oynuyoruz. Ama 
Gokhan her zaman oyunumuzu bozuyor, biz de artik onunia ar- 
kadas olmak istemiyoruz. 

Gokhan: Ama onlar benim istedigim seyleri yapmiyorlar. 

Salih Dede: Sevgili Cocuklar! Hepimiz her an huzurlu olmak, gu- 
ven icinde yasamak; arkadaslik, dostluk ve nesenin oldugu yerler- 
de bulunmak isteriz. Ancak, bunlarm olmasi icin yalnizca istemek 
yetmez. Ayrica bunion hep karsi taraftan beklemek de olmaz. Hu- 
zurlu, guvenii ortamlar saglamak, guzel dostluklar kurmak ozel bir 
caba ve fedakarlik ister. Eger herkes, yalnizca kendi isteginin ol- 
masini ister, kendi rahatmi dusunur, fedakarlikta bulunmazsa, in- 

A.'yk A\ V^ W W V\ \\ W WW S*. W H^ Spk VV ^ VI. VkNk^^^^^. 

39 



^^ 



■^ 



1 



sanlar arasmda kavgalar ve huzursuzluklar olur. Ancak Allah'tan 
korkan muminler farkli davranirlar. Onlar, hem fedakar, hem af- 
fedici, hem de sabirlidirlar. Kendilerine haksizlikyapildigmda da- 
hi, affedici davranarak, ortamin huzur ve guvenligini, insanlarin 
nesesini kendi isteklerinden ustun tutor, en guzel tavri gosterirler. 
Bu, Allah'm muminlere emrettigi ustun bir ahlak ozelligidir. 

§ener: Peki Salih Dede karsimiza bize kotu soz soyleyen, dus- 
manca tavirlar gosteren biri ciktigmda ne yapmaliyiz? 

Salih Dede: Tabii ki biz Allah'm emrettigi sekilde davranmaliyiz. 
Bunu yuce Allah bize Kuran'i Kerim'de Fussilet Suresi'nin 34. aye- 
tinde soyle bildirmistir: 

"iyilikle kotuliik e^it olmaz. Sen, en guzel olan bir tarzda (kotu- 
lugij) uzakla^tir; o zaman, seninle onun arasmda dli^manlik 
bulunan kimse, sanki sicak bir dost(un) oluvermi^tir." 

Cocuklar Salih Dede'ye tesekkur ettiler ve bundan sonra bir- 
birlerine en guzel sekilde davranacaklarma soz verdiler. 






40 



A Vk Vk W \3k Sk\k \V\!^ VV V\ Mk W^OkSlkSik^A^WSk^^^ 



(^^r\^A^^(P\^^AP^^^S^t^^^^^(^K^^^^ 






llV^^ 






- N^ 




koru. ^'^^ 



s 



J 




tJU.,^'^ 



a 



>^>vw 



\k \\ W S\\3k W H\\!l Vk Sh. W ^ Vk Vl.\Jk 





Ali o gun cok heyecanliydi. Ogretmenleri onlara ''Temiz olmak^' 
konulu bir odev vermisti. Bu konu hakkmda istedikleri kaynaklardan 
bilgiler toplayip, sonra da onlari bir kagida yazarak sinifta anlatma- 
larini istemisti. Ali bugune kadar temizlik konusunda bildiklerini yeri- 
ne getiriyordu. Ama bunlari nasil anlatacagma bir turlu karar vere- 
miyordu. Elbette ki bu konu hakkmda bilmedigi daha pek cok sey 
vardi. Ali'nin akiina guzel bir fikir geldi. Ogretmenleri her turlu kay- 
naktan bilgi toplayabileceklerini soyledigine gore apartmanlarmda 
oturan Ahmet Dede'den pekala bilgiler alabilirdi. Hemen defterini ve 
kalemini aldi, annesinden izin isteyerek Ahmet Dede'nin evine gitti. 
Ahmet Dede, Ali'nin bu davranismdan dolayi cok memnun oldu. Be- 
raber sohbet etmeye basladilar: 

Ali: Ahmet Dede. Her insan temiz olmali ama okulda bazi arkadas- 
larimi goruyorum sabah okula geldiklerinde yuzlerini bileyikamamis 
oluyorlar. 




Ahmet Dede: Alicigim; Allah Kuran'da muminlere temiz olmalarmi, 
pislikten uzaklasmalarmi emretmistir. Kuran ahlakmi yasamayan in- 
sanlar her konuda oldugu gibi temizlik konusunda da Kuran ahlaki- 
ni yasamadiklari icin bu gibi kotii durumlara duserler. Muminler fi- 
ziksel olarak tertemiz insanlardir. Bedenleri, yedikleri yiyecekler, giy- 
dikleri giysiler, yasadiklari ortamlar her zaman temizligi ve duzeniy- 
le goze carpar. Bulunduklari her yeri Kuran'da tarif edilen, tertemiz 
cennet ortamlarma benzetmeye calisirlar. Allah muminlerin temizlik 
anlayismm nasil olmasi gerektigini Kuran'da su ayetlerle bildirmistir: 

"... Bona hiQbir §eyi ortak ko^ma, tavaf edenler, kiyam edenler, 
rlikuQ ve siicuda varanlar i^in Evimi tertemiz tut." (Hoc Suresi, 26) 

"Ey iman edenler size rizik olarak verdiklerimizin temiz 
olanlarindan yiyin..." (Bakara Suresi, 1 72) 

"Elbiseni temizle. Pislikten kaQinip-uzakla§." (Mud- 
dessirSuresi, 4-5) 

All: Peki Allah'm Kuran'da 
bildirdigi temizligi yasaya- 
bilmek icin muminlerin neler 
yapmalar, gerekir? 

Ahmet Dede: Allah insanlara 
temizlenmeleri icin suyu ya- 
ratmistir. Su, buyuk bir ni- 
mettir, insanlarm Allah'a 
sukretmeleri icin bir vesile- 





dir. Sabah kalkar kalkmaz elini yuzunu yikamak, dus alip gune ter- 
temiz baslamak yapilmasi gerekenlerin en basinda gelir. Allah in- 
sanlara temizlenmeleri icin gokten su indirdigini Kuran'da soyle bil- 
dirmistir: 

"... Sizi kendisiyle tertemiz kilmak, sizden ^eytanin pisUklerini gi- 
dermek, kalplerinizin ustunde (guven ve kararlilik duygusunu) 
peki^tirmek ve bununla ayaklarinizi (arz uzerinde) saglamla^tir- 
mak iQin size gokten su indiriyordu." (Enfal Suresi, 1 1 ) 

AU: Ahmet Dede, bu ayetten seytanin insanlara pislik verdigini anla- 
yabiliriz, oyle degil mi? Yani pis olan insanlar seytana uymus olu- 
yorlar. 

Ahmet Dede: Allah bu ayette, seytanin pisligi hos gostermeye ve te- 
mizlenmekten alikoymaya calistigmi bildirerek insanlari uyarmistir. 
Insani Allah'm yolundan saptirmaya calisan seytan, temizlenme ko- 
nusunda da insana surekli telkinde bulunur. Ornegin, yemeklerden 
sonra dis fircalamayi ya da mumkun oldugu kadar duzenii bir sekil- 
de dus almayi insanlara zor gostererek erteletmeye, daha sonra da 
tamamen unutturmaya calisir. Birkac defa bu konuda gevseklik gos- 
termek cok onemli sonuclar dogurmasa da, zamania insanin goru- 
nusunde ve sagligmda bozulmalara sebep olur. Seytanin amaci da 
zaten budur. Buyuk bir kin duydugu ve cehenneme suruklemeye ca- 
listigi insanin pislik icinde yasamasi, cildinin bozulmasi, dislerinin 
curumesi, kotu bir goruntuye sahip olmasi ve sagligmm bozulmasi 
onun en buyuk arzusudur. Ancak Kuran ahlakmi yasayan bir insan 
seytanin bu telkinlerine karsi uyanik ve dikkatlidir. Temizlenme konu- 




sunda da en ufak bir gevseklik gostermez. Imkani oldugu kadar her 
kosulda temizligine dikkat eder. 

AU: Insanlarm bazilari temiz ve duzenii olsalar da her zaman ayni 
sekilde gorunmuyorlar. Mesela sadece bayramlarda veya belirii 
gunlerde temiz ve duzenii, diger zamanlarda ise bakimsiz gorunu- 
yorlar. Onlarin temizlik aniayislari nedir? 

Ahmet Dede: Kuran ahlakmi yasamadiklari halde bazi insanlar da 
temizliklerine cok dikkat eder ve onem verirler. Ancak, amaclari ve 
niyetleri nedeniyle iman edenlerden kesin olarak ayrilirlar. Bu insan- 
larm amaci, insanlar tarafmdan elestirilmemek, onlara guzel gorun- 
mek, kotu kokmamaktir. Temizlenirken Allah'm rizasmi dusunmedik- 
leri icin yalniz olduklarmda ya da onemsemedikleri insanlarm ya- 
nmda bulunduklarmda gorunuslerine ve temizliklerine dikkat etmez- 
ler. Ancak bir mumin, insanlar tarafmdan begeni kazanmak icin de- 
gil, Allah'm hosnutlugunu kazanmak, O'nun emrini yerine getirmek 
icin temizligine onem verir; gunlerce kimse ile gorusmese de her za- 
man temiz ve bakimlidir. 

AU: Verdigin bilgiler icin cok tesekkur ederim Ahmet Dedecigim. An- 
lattiklarmi dusunerek hem yazimi yazacagim, hem de bundan son- 
ra temizlik konusunda daha dikkatii olacagim. 

Ali hemen eve gitti ve odevini yazmaya basladi. Yazdiklarmi bir 
an once okulda arkadaslarma ve herkese aniatmak icin buyuk bir 
heyecan duyuyordu. Onun Kuran ahlakmi aniatmak icin duydugu 
bu sevk ve heyecan, iman eden her insanda olmasi gereken, mumin 
alametlerinden biridir. 





sonu Cetin, ablasi ve annesi hayvanat bahcesine gitmis- 
lerdi. Birbirinden sevimli, birbirinden guzel hayvanlari saskmlikla 
izliyor, kimilerine yem veriyor, kimilerini uzaktan seyrediyorlardi. 
Yaramaz bir fil yavrusu Cetin'in ablasmm elbisesine su puskurttu. 
Cetin ve annesi gulerek yollarma devam gtliler: 

Qetin'in annesi: Bakm su suslu tavus kusuna. 

Cetin ve ablasi gercekten de tavus kusUnun guzelligikarsism- 
da cok etkilenmislerdi. Cetin daha yakmdan bakabilmek icin tavus- 
kusuna biraz daha yaklasti. -^^^ 

Tavus ku^u: Merhaba sevgili Cetin. Ben gercekten de hayvanlar 
aleminin en suslu canlisi olarak bilinirim. 

(Jelin: Kuyrugun cok guzel. Butun tavus kuslarmm kuyruklari boyle 
midir? 







Tavus ku^u: Hayir minik dostum. Bu ki^njk. aadece biz -eriCek tavus 
kuslarmda vardir. Biz bu giizel kuyrugumuzu esimiz olmasmi iste- 
digimiz disi tavus kuslarmi etkilemek icin kullaniriz. 

Qetin: Kendini goremeyen bir tavus kusu kuyrugunu acinca bu ka- 
dar guzel ve cekici gorundugunden nasil emin olabilir ki? Bunun bi- 
ri tarafmdan size ogretilmesi gerekli degil midir? Insanlar bile an- 
cak aynaya bakinca nasil gorunduklerinden tarn emin olabilirler. 

Tavus ku^u: Haklism! Biz aynaya bakip bu guzelligimizi gormuyo- 
ruz. Kuyrugumuzu bu sekilde acarken alimli hale gelecegimizi bize 
Allah ogretiyor. \ \ 

Cetin tavus kusuna yakmdan bakmca acilan kuyrugundaki 
muhtesem renkler ve desenler karsismda sasirdi. 

Qetin: Sanki harika bir resme bakar gibiyim. Renkler o kadar gu- 
zel ki... 1 ^ 

Tavus ku^u: Kuyrugumdaki bu guzel desenleri ben cizmis olabilir 
miyim? Elbette bunlar imkansiz, kucuk arkadasim. O halde biz ta- 
vus kuslarmm olaganustu guzel olan kuyrugu kendiliginden olus- 
mamistir. Bizim bu guzel renklerimize herkes hayran oluyor. Cun- 
ku butun canlilar gibi bizi de bu guzellikte yaratan Allah'tir. 

(^etin: Simdi canlilari bu kadar guzel yaratanin Allah oldugunu bir 
kez daha aniadim. Hoscakal, guzel arkadasim! 

Cetin Allah'm ustun gucune buyuk bir hayranlik duyarak, ab- 
lasinin ve annesinin yanina geri dondu. Onlara da tavus kusunun 
)u guzelligini Allah'm yarattigmi hatirlatacakti. 
^Tavus kusu, Cetin'in ardmdan seslendi. 

Tavus ku^u: Hoscakal! 





Can okuldan eve 
geldigi sirada disarida 
I siddetii bir yagmur bas- 
lamisti. Yemegini yedik- 
ten sonra odevlerini yap- 
maya baslamadan once 
annesinden yagmuru 
seyretmek icin biraz izin 
istedi. Annesi Can^a kisa 
bir sure izin verdi. Can 
da pencerenin kenarma 
gelip yagan yagmuru 
seyretmeye basladi. So- 
kakta semsiyesiyle yuru- 
yenlerden baska, semsi- 
yesi olmadigi icin apart- 
manlarm kenarma sigi- 



nan msar 



:ir varc 



48 



y 




sure sonra etrafta yagmur birikintileri olusmaya basladi. 
Yoldan gecen arabalar sulari etrafa sicratiyor, insanlar islanma- 
mak icin kenara kacisiyorlardi. Can hemen evde olmasmm ne ka- 
dar iyi oldugunu, Allah'm onlara verdigi sicak ev ve yiyecekler icin 
daha cok sukretmesi gerektigini dusundu. Tarn o sirada pencere- 
nin onune bir serce kondu. Zavalli kus yagmurda sigmacak bir yer 
ariyor herhalde diye dusunerek hemen pencereyi acti. 

Can: Merhaba, benim adim Can. Istersen iceri gelebilirsin. 

Ku§: Tesekkur ederim Can. Yagmur dinene kadar iceride bekleye- 
bilirim. 4 

Can: Disarida cok usumus olmalism. Daha once hie bu kadar ya- 
kindan bir kus gormemistim. Bacaklarmiz ne kadar da inceymis. 
Bu incecik bacaklaria vucudunuzu nasil tasiyabiliyorsunuz? j" 

Ku§: Evet Can, biz kuslarm bacaklari vucudumuza gore incedir. 
Ama buna ragmen vucudumuzun agirligmi kolaylikia tasiyabiliyo- 
ruz. Incecik bacaklarimizm icinde pek cok kas, damar ve sinir var. 
Eger biz kuslarm bacaklari daha kalin ve hantal olsaydi ucmamiz 
oldukca zorlasirdi. 

Can: Ucmak kimbilir ne kadar guzel bir duygudur. Kanatlarmiz da 
incecik ama onlari kullanip ucabiliyorsunuz. Peki nasil oluyor da 
yorulmadan cok uzaklara ucabiliyorsunuz? 

Ku§: Ucmak icin ilk havalandigimizda cok enerji harcariz, cunku 
butun vucut agirligimizi incecik kanatlarimizia kaldirmamiz gere- 
kir. Ama bir kere ucmaya basladigimizda dinlenebilmemiz icin ha- 
vada kendimizi ruzgara birakiriz. Bu sekilde daha az enerji har- 
cadigimiz icin kolay kolay yorulmayiz. Ruzgarm etkisi gecince ise 
tekrar kanat cirpmaya baslariz. Allah'm bizim icin yarattigi kolay- 
liklar sayesinde cok uzun mesafeleri ucabiliriz. 

Can: Peki ucarken etrafmizi nasil gorebiliyorsunuz? 




Ku§: Bizim en iyi duyu organlarimizdan biri gozlerimiz- 
dir. Yuce Allah biz kuslara, ucma yetenegimizin yam 
sira ustun bir gorme kabiliyeti de vermistir. Eger bash 
basina bir mucize olan ucma yetenegimiz, ustun bir 
gorme yetenegimiz olmasaydi son derece tehlikeli olur- 
du. Cok uzaktaki nesneleri insanlardan cok daha net 
gorme gucune ve daha genis bir gorme acisma sahibiz. 
Boylece tehlikeleri onceden fork ederek ucuslarimizm yonunu ve hi- 
zini ayarlayabiliriz. Jnsanlar gibi gozlerimizi hareket ettiremeyiz. 
Cunku gozlerimiz yuvalarmda sabittir. Ama basimizi ve boynu- 
muzu hizia cevirerek gorus alanimizi buyutebiliriz. 

Can: Demek bu yuzden kuslar hep baslarini oynatiyorlar. Yani etra- 
finizi daha rahat gorebilmek icin. Butun kuslarin gozleri ayni midir? 

Ku§: Baykus gibi gece kuslarmm cok buyuk gozleri vardir. Gozle- 
rindeki bazi ozel hucreler los isiga karsi duyarlidir. Bu ozellikleri 
sayesinde baykuslar, geceleri cok iyi gorup avianabilirler. Allah, 

su kuslari denilen turlerimizin gozleri- 
ni ise suyun icinde cok net gorebile- 
cek bir sekilde yaratmistir. Su kus- 
lari kafalarmi suya daldirip cika- 
rarak sudaki bocek ve baliklari ko- 
layca yakalarlar. Allah su kuslari- 
nin gozlerinde su altinda gormeye 
uygun bir yapi yaratmistir. Bu sa- 
yede suyun altini berrak gorur ve 
hemen avlarma dogru yuzerler. 

Can: Butun kuslarin gagalari bir- 
biriyle ayni degil. Bunun sebebi 
nedir? 




1 



50 



7 



rv^-r.-vf "t^'^^-'f '\^^--\f 1 



O Allah kif yaratandir, 

ten giizel bit biqimdeJ 

kusursuzca var 

edendir, *^ekil ve 

suret ' verendir... 

iHa^r Surest, 24 f 



Ku§: Allah gagalarimizi, tur- 

lerimize gore farkli farkli olan 

cok onemli gorevleri yerine 

getirebilecek sekilde yarat- 

mistir. Biz kuslarm gagalari, 

yasadigimiz ortamda beslen- 

memize en uygun olacak bi- 

cimdedir. Tirtil ve solucan gi- 

bi bocekler, bocek yiyen biz 

kuslar icin cok lezzetii canlilardir. Jnce ve sivri gagamizia tirtillari 

ve topragm altmdaki solucanlari kolaylikia cikarabiliriz. Balikia 

beslenen turlerimizin gagalari genelde baliklari kolay avlayabil- 

meleri icin uzun ve kepce seklindedir. Bitkiyle beslenen turlerimizin 

gagalari ise beslendikleri bitki cesidine gore o ' 

bitkilere en rahat ulasabilecekleri bicimde- 

dir. Rabbimiz yeryuzunde yasayan turn 

canlilara ihtiyac duyduklari ozellikleri ek- 

siksiz ve kusursuz olarak vermistir. 

Can: Benim gibi kulaklarm yok ama be- 
ni rahatlikia duyabiliyorsun. 

Ku§: Duymak da biz kuslar icin cok 
onemlidir. Bu sekilde avianabilir, etrafi- 
mizdaki tehlikelere karsi korunabilir 
ve haberlesebiliriz. Bazi kuslarda 
cok aleak sesleri cok rahat duyma- 
larini saglayan kulak zarlari var- 
dir. Baykuslarm ise kulaklari sese 
karsi cok hassastir. Duyma oranlari 
insanlardan cok daha fazladir. 





^ 



"(hbgiin bo^lugunda boyun cgdirilmi^ ku^lart 

gormiiyorlar mt? ^nlart iboylo bo^lukta) 
Allah'tan ba^kast tutmuyor. ^uphesiz iman 
eden bit topluluk iqin bunda ayetlcr \^ardtr. " 

(Nahl Suresl T01 

Can: Siz kuslar cok guzel otuyorsunuz. Sizin sesinizi dinlemek cok 
hosuma gidiyor. Sesinizi ne amaclaria kullaniyorsunuz? j 

Ku§: Bazi turlerimiz dusmanlarmi yaniltmak icin seslerini cesitii se- 
killerde kullanirlar. Agac deliklerinde yaptigimiz yuvalarimizi dus- 
manlardan korumak icin biryilan gibi tislariz. Yuvaya saldiran yir- 
tici hayvan yuvada bir yilan oldugunu dusunur boylece biz de yu- 



I 



vamizi korumus oluruz. 

Can: Yuvalarmizi dusmanlardan korumak icin baska neler yapar- 
siniz? \ i 

Ku§: Yuvalarimizi dusmanlardan korumak icin cok sayida sahte yu- 
valar kurariz. Boylece aralarma gizledigimiz gercekyuvamizi veyu- 
murtalarimizi dusmanlari sasirtarak korumus oluruz. Yuvalarimizi 
zehirii yilanlardan korumak icin girislerini gizli ve karmasikyapariz. 
Baska bir onlem olarak da dallari dikenii agaclara yuva yapariz. 

Can: Bazi kuslar suda nasil yuzebiliyorlar. Neden butun kuslar su- 
da yuzemez? 

Ku§: Yaraticimiz olan Allah bazi turlerimize suda yuzebilecek ozel- 
likler vermistir. Suya girdiklerinde yuzmelerini saglamak icin ayak 
parmaklarmm arasini perdeli yaratmistir. Diger turlerimizin ayak 
parmaklari ise ince ve perdesizdir. Bu yuzden su kuslarmm disin- 
daki kuslar suda yuzemezler. ^ y 

Can: Tipki bir palet gibi. Yuzerken ayagima palet taktigimda cok 
daha hizli yuzebiliyorum. ^ 



7 



\'. 




Ku§: Iste bazi turlerimiz de dogustan bu paletlere sahiptir. 

Can ile kus sohbetlerine devam ederlerken annesi Can'i odevlerini 
yapmasi icin odasina cagirdi. Bu sirada yagmur da dinmisti. 

Can: Ben artik odama gidip odevlerimi yapmak zorundayim. Yarin 
okulda siz kuslarm ozelliklerini ve yuce Allah'm turn varliklar gibi 
sizleri de ustun yaratma sanatiyla ne kadar kusursuz yarattigmi ar- 
kada^larima aniatacag.m. ^ j 

Ku§: Yagmur dindigine gore ben de artik yuvama donebilirim. Beni 
iceri aldigin icin cok tesekkur ederim Can. Arkadaslarma biz kusla- 
ri aniatirken turn canlilara oldugu gibi biz kuslara da cok iyi bakma- 
lari ve onlara tas atmamalari gerektigini de aniatir misin? 

Can: Tabii ki aniatirim. Allah^a emanet ol. J | 

Can pencereyi acti ve kus da hemen uctu ve gokyuzunde suzul- 
meye basladi. Can da Allah'm yaratismdaki ustunlugu dusunerek 
odevlerinin basina oturdu. i 



\ 




^ ^»^ » >i.^.. -. -r^ -», ^ ^«» ^.^ -— ^ ^--^ ^ --^. - ,- 






IP miiii< iiiH 



Ali ve ailesi pazar gunu piknikyapmak icin erkenden ormana 
gelmislerdi. Annesi piknik malzemelerini yerlestiriyordu. 

Annesi gelirken sepeti Ali'nin cok sevdigi havuclaria doldur- 
mustu. Ali hemen bir agacin altina oturdu. Bir yandan kitap oku- 
yor, bir yandan havuclarmi yiyiyordu. Bir tavsanin sepete dogru 
yaklastigmi gordu. Minik tavsani korkutmamaya ozen gostererek 
Ali yavasca dogruldu. 

Ali: Demek karnin acikti minik 
tavsan! 

Tav§an: Seyy... Evet, 
havucu cok seviyorum. 




54 



■"^ * " 



.^£k 



«£d- 



^^^-^' 



AU: Gel beraber yiyelim, hem biraz sohbet ederiz, 
senin hakkmda merak ettigim cok sey var... 

Tav§an: Biz tavsanlar toprak altina kazdigimiz yuvalar- 
da yasariz. Ve havuclar da tarn bizim bu yer altmdaki ya- ^f 
santimiza uygun olarakyerin altina dogru buyurler. Boylece onla- 
ra kolayca ulasabiliriz. En sevdigimiz yiyecek olan havuca kolay- 
ca ulasabilmemiz icin yuce Allah onlari en uygun sekildeyaratmis- 
tir. Allah boyle diledigi icin, biz yiyecegimizi kolayca bulabiliriz. 
Bu Allah^m yaratma mucizelerinden biridir. 

Ali, Allah'm herseyi canlilarm kullanimma nasil da uygun ya- 
ratmis oldugunu dusundu. Kisin yedigi portakal geldi akiina. Bu 
meyvenin kolayca yiyebilmemiz icin ozel olarak kabugundan di- 
limlenmis halde cikmasma sasti. Eger boyle olmasaydi, sulu haliy- 
le onu yememiz cok zor olacakti. Icinde sagligimiz icin cok fayda- 
li olan C vitamininin bulundugu bu meyveyi, Allah'm bizim kolay- 
ca yememiz icin dilimlenmis ve paketlenmis bir sekilde yaratmis ol- 
masina sukretti. Ve tabii onu kolayca yemesi icin disleri olmasi da 
ayri bir nimetti. Tipki tavsanin havucu kolayca kemirmesini sagla- 
yan on disleri gibi, Allah ona da yemek yiyebilmesi icin dislerini 
vermisti. 

Ali: Peki, yuce Allah baska ne gibi ozellikler vermis size? 

Tav§an: Allah her canliya yasamlarmi kolaylastiracak bircok ozel- 
lik vermistir. Yeryuzunde farkli ozelliklere sahip cesit cesit tavsan- 
lar vardir. Ornegin soguk bolgelerde yasayan tavsanlar 
genelde beyaz renklidir. Cunku bu onlarin karlar ^^"^L 

uzerinde fork edilmelerini engeller ve boylece ^^ ^^ JH^ 
kolayca saklanabilirler. Benim gibi yabani tav- 
sanlarm bacaklari ve kulaklari daha uzundur. 



t /^ ^ 




^1 

1 1 



i 







^upnBsizi, muminlBr iqin goklcrdc ^jy 

i va yerde ayetler \/ardtr. 

iSixin yaratihfintxda va tiivBtip yaydiqi 

aanlilarda kcsin bilgiylB inanan 

bir kav^im igin ayBtlBV \/ardir. 

iCasiyB Surest, 3^47 



Collerde yasayan Amerikan tavsanmin ise iri kulaklari vardir. Bu 
kulaklar tavsanin sicak collerde serinlemesine yardimci olur. 

AU: Senin kaplumbagayla olan hikayeni bilmeyen yok. Sanirim 
hizli bir kosucusun, dogru mu? 

Tav§an: Evet, arka bacaklarim on bacaklarimdan daha uzun ve 
guclu. Bu sayede, saatte 60-70 km hizia kosabiliyor ve bir seferde 
6 metre ileriye sicrayabiliyorum. 

AU: Peki yerin altmdaki evini nasil buluyorsun, ya sen yokken ora- 
ya baska bir tavsan yerlesirse? 

Tav§an: Bazi hayvanlar evierini belirlemek icin ^'koku birakma^^ 
yontemini kullanirlar. Mesela ceylanlar gozlerinin altmdaki bezler- 
den salgilanan bir madde birakirlar. Bu salgidan yayilan kokuyla 
yasam bolgelerini isaretlemis olurlar. Biz de cenemizdeki bezler ile 
bir koku birakarak evierimizi isaretleriz. Boylece oraya baska bir 
hayvan yerlesmez, biz de yuvamizi kolayca buluruz. Tabii bunu 
kendi irademizle degil, ancak Allah'm ilham etmesiyle 
yapariz. 

AU: Kardeslerin var mi? 




■ tf*a-iinfc'^^&- 



r 



■"^ * " 



.^£k 



«£d- 



Tav§an: Biz tavsanlarm hizli bir ureme donemi vardir. Annelerimi- 
zin gebelik suresi kisa yani yaklasik 28-33 gun kadardir. Bir de- 
fada bircok yavru dogururlar. Mesela benim 15 fane kardesim 
var... Yavrular yaklasik bir ay annelerinin yaninda kalirlar. Tav- 
sanlarm bir baska ozellikleri de dogumdan 3-4 gun sonra sonra 
ciftlesebilmeleridir. 

Bu sirada Ali'nin babasi, yanlarma geldi ve 
sohbete katildi. 

Ali'nin babasi: Butun bunlari ben bile 
bilmiyordum minik tavsan. Allah razi ol- 
sun. Allah turn kainati, icindeki canli 
cansiz herseyi nasil da eksiksiz olarak 
yaratmis. Kuran'da yuce Rabbimiz soyle 
buyuruyor: 

"i^te Robbiniz olon Allah bu 
dur. O'ndan ba^ka ilah yok- 
tur. Her^eyin yaraticisidir, 
5yleyse O'na kulluk edin. O 
her§eyin ustunde bir ve- 
kildir." (En'am Suresi, 
102) 



I' 



- 




— - - ^-' 



Butun bu verdigi nimetler sonsuz ahiret hayatimiza hazirlik 
yaptigimiz ve imtihan oldugumuz dunya hayatmda O'na sukret- 
memiz, O'nun rizasmi kazanarakyasamamiz icindir. Biliyorsunuz 
Allah Kuran'da, ''insanlari ancak Kendisi'ne ibadet etmeleri icin^^ 
yarattigmi bize bildiriyor. Bizim deyapacagimiz en guzel sey, turn 
bu nimetlere sukretmek, hayatimizi Kuran'a gore duzenlemek ve 
''Allah icin'' yasamak olmali. Kuran'da Allah soyle buyurur: 

"Sen de sabah ak^am O'nun rizasini isteyerek Rablerine dua 
edenlerle birlikte sabret. Dunya hayatinin (aldatici) susunu is- 
teyerek gozlerini onlardan kaydirma. Kalbini bizi zikretmekten 
gaflete du^urdugumuz, kendi istek ve tutkulanna (hevasina) 
uyan ve i^inde a^iriliga gidene itaat etme." (Kehf Suresi, 28) 

AU: Babacigim, insan etrafma biraz dusunerek bakinca ne kadar 

cok sukredecek sey goruyor, degil mi? Her gun gormeye alistigi- 

miz bir agac, ucan bir kus, bu minik tavsan... Biraz dusu- 

nup inceleyince hepsinde kusursuz birer tasarim oldu- 

gunu goruyoruz. Bunu yapmaya ancak herseyi ornek- 

siz yaratan yuce Allah guc yetirebi- 

lir degil mi? Yoksa bir tavsan tum 

bu ozellikleri kendinde toplamayi 

nasil akil edebilirdi ki? 

Tav§an: Cok haklism Alicigim. Allah bi- 
ze yaratilisimiza uygun ozellikleri verme- 
se hicbirimiz onlara sahip olmaya guc 
yetiremezdik. 




■ f— ■ 1 i rr^ ■ iT B i^ 1 1 



.^hi^B^k^^^ 



^r . ■ -«- ,. .^M.-J.^ ^ ..i^-. ^ .iK-^ - ^, - J^W .fc 




■ 





AU'nin babasi: Alicigim, piknige gelmemiz ne kadar hayirli oldu. 
Ilk bakista bizimie piknige gelmek hie de cazip gelmemisti ama bu- 
rada minik tavsania tanisip bu sohbeti yapman bircok konuda tek- 
rar dusunmeni sagladi. 

AU: Haklism babacigim, bu sohbet benim herseyde Allah'i gorme- 
me cok yardimci oldu. Cok tesekkur ederim minik tavsan. Benim 
babamla gitmem gerekiyor. Anneme sorayim, daha havucumuz 
varsa sana getirirm. Tekrar gorusmek uzere simdilik hoscakal. 

Tav§an: Tesekkurler Ali, Allah'a emanet olun. 



M 
li 



I 



;l 

}\ 





T 4 



w^^ 




^ 



MUI^AT iLE KECi 



'^^i-^ 



i 



Okuldan eve dondugunde Muraf i buyuk bir surpriz bekliyor- 
du. Babasi ona minik bir kedi yavrusu almisti! 

Murat derslerden arta kalan vaktini bu sevimli kediyle oyna- 
yarak gecirmeye baslamisti. Bir gece uyurken kedinin odadan ci- 
kip, kapkaranlik olan salonda sut kabini hemen bulusunu gorunce 
Murat hayrete dustu. 

MURAT: Bu karanlikta nasil da kolayca bulabildin bakalim sut ka- 
bini? 

KEDII Muratcigim, bizim gormemiz icin azicik isikyeterlidir. Goz- 
lerimiz insanlarinkinden farkli ya rati I mi stir. Goz bebeklerimiz ka- 
ranlikta olabildigince cok isik almak icin 
buyuyerek yuvarlaklasirlar. Ayrica biz 
kedilerin gozlerinde siz insanlarmkin- 
i ^ de bulunmayan bir tabaka vardir. 

^Hf ^*^ Retinanin hemen arkasmda bulunan 

bu tabakadan isik geri yansir. Boy- 
lece isik retinamizdan iki kez gee- 
mis olur. Biz de bu sayede karan- 
likta rahatca gorebiliriz ve goz- 
lerimiz de daha parlak olur. 
Suphesiz Allah bizi her turlu kosul 



> 



> V 



% 



60 




# 



Ijft 




,*^ 





Eger akhnizi kullanabiliyorsaniz:, 

O, dogunun da hatinin da ve bunlarin 

arastnda olan hcr^cyin dc tZabbidir. 

i^uara Surest, 2SJ 



icin en uygun sekildeyaratmis, bize ihtiyacimiz olan ozellikleri ver- 
mistir. Bu ozelliklere evrim teorisinin iddia ettigi gibi zamania ve 
tesadufler sonucunda sahip olmamiz tabii ki imkansizdir. Allah ke- 
diler gibi butun canlilari bir anda kusursuzca yaratmistir. 

MURAT: Jnsanlar sizi bir de yiiksek bir yerden ''hep dort ayak uze- 
rine dusme'' becerinizle tanirlar. Bunu nasil beceriyorsunuz? 

KEDII Haklism. Biz kediler agac- 

larin uzerinde, yuksekyerler- 

de dolasmaya bayiliriz. 



\ f 



J 





*"* 




Ancak buralardan dusme tehlike- 
sine karsi Allah, bizlere bu ozel 
yetenegi vermistir. Duserken 
dengemizi saglamak icin 
kuyrugumuzu kullanir ve 
govdemizin agirlik merke- 
zini bu sayede degistirip, 1 
patilerimizin uzerine dus- J 
meyi basaririz. Bu koruyu- 
cu ozelligiyle Allah sonsuz 
sefkat ve merhametini gos- 
termektedir. 

Murat minik kediyi sef- 
katle kucagma aldi. Her gun 
karsilastigi bu sevimli yaratik- 



dormedin 

; mU Allah, y^rd^- 

kilcri va denixde 

^'nun cntriylc aktp 

giden gemilcri, sixin 

yarartnixa \/crdi. 

V^ ixni olmadikqa, 

gbgii ycrin iistune 

diiftnckten ahkoyar. 

^uphcsix Allah, insan- 

lara kar^t ^efkatlidir, 

€^ok tncrhametlidir. 

iHaa Surest 

OS) 



larin aslinda Allah'm ustun 

yaratismm ne kadaronemli birerdelili 

oldugunu dusundu. Kedilere olan sevgisi ve 

sefkati boylece daha da artti. Tuyleri oksanan yavru kedi de mini 

danarak Muraf a sevgisini belirtti. 



i 




n*Jk 



,*' 



^^M, 



U9ihmm 







Bi^ummi 



Ciineyt yaz tatilini bol bol yuzerek deger- 
lendiriyordu. Babasi yuzerken suyun altini gore- 
bilmesi icin ona bir deniz gozlugu hediye etmisti. 
Cuneyt deniz altinda gordugu muhtesem guzellik 
karsismda adeta buyulenmisti. Yine gozluklerle 
deniz altini seyretmeye dalmisken baliga benze- 
meyen bir canli gordu. 

Ciineyt: Hey! Sen kimsin? 

Mb Murekkepbaligi: Sasirmakta haklism Cuneyt. 
jPF Her ne kadar ''balik'' adini tasisak da biz 
murekkep baliklari diger baliklardan cok farkliyiz. 
Mesela bizim vucudumuzda hie kemik yoktur. 

'^ Cuneyt: Vucudunuzda kemik yoksa nasil hareket 
ediyorsunuz? 

Murekkepbaligi: Aslmi istersen bizim cok sasirtici 

bir hareket yetenegimiz var! Bizim vucudu- 

~ muz cok yumusaktir ve derimiz de cok 

kalmdir. Derimizin altinda da bazi kaslar 

vardir. Bu kaslari kullanarak vucudu- 

muza su cekeriz ve daha sonra bu 

suyu kuwetlice geri puskurturuz. Bu 

da bizim yuzmemizi saglar. 






1^ 



Mj 



Ciineyl: Bunu nasil yaptigmi tarn olarak aniatir 
misin? 

Murekkepbaligi: Basimizm iki yaninda cebe 
benzeyen birer aciklik bulunur. Bu acikliktan 
aldigimiz suyu vucudumuzun icinde bulunan bir 
bosluga cekeriz. Doha sonra icerideki bu suyu, 
basimizm hemen altinda bulunan ince bir boru- 
dan cok hizli bir bicimde puskurturuz. Bu sayede 
meydana gelen guc ile ters yone dogru hizia 
hareket ederiz. Ayrica bizi aviamak isteyen 
dusmanlarimizdan da ani bir hizIa kacariz. 

Ciineyl: Peki diyelim bu kacis hizi yeterii olmadi, o 
zaman ne yaparsmiz? 




65 




Murekkepbaligi: Eger kacis hizi yeterii gelmezse 

vucudumuzda urettigimiz koyu renkli boyayi bir bu- 

lut seklinde dusmanlarimiza dogru puskurturuz. Bu 

bulut dusmanda buyuk bir saskmliga yol acar. Bu 

birkac saniyelik saskmlik da bizim icin yeterlidir. 

Cikardigimiz renkli bulut sayesinde arkasmda 

gorunmez olur ve hizia bolgeden uzaklasiriz. 

Ciineyl: Allah sizi de karsilasacagmiz her zor- 
luga karsi ozel olarak donanimli yaratmis. 
Dusunuyorum da bu ozelliklerimizi ne biz in- 
sanlar ne siz canlilar kendi kendimize asia bu- 
lamazdik. 

Murekkepbaligi: Haklism Cuneyt. Jste bu yuce 

Allah'm ustun yaratma bilgisinden kaynaklanir. 

Gordugun butun canlilari bu bilgiyle ve mukem- 

mel ozelliklerle Allah yaratmistir. Hicbir canli bu 

ozelliklerine kendi kendine sahip olamaz. Allah'm 

gucu ve bilgisi her yeri kaplamistir. O'ndan baska 

guc yoktur. 

Cuneyt: Seni tanidigima cok sevindim murekkep baligi. 
Verdjjgin bilgiler icin tesekkur ederim. 



/ 





'* Allah... O'ndan 

m 

bafka tiah yaktur. 

Virldir, kaimdir. O'nu uyuk- 

lama ve uyku tutmaz. (hoklerde 

ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. 

m 

tzni olmaksizin O'nun kattnda 

fefaatte bulunacak kimdir? 

O, onlerindekini ve arkalanndakini 

bilir. iOnlar isef Piledigi kadanmn 

difinda, O'nun ilminden hlqblr ^eyi 

kavrayip-ku^atamazlar. O'nun 

kursusu, biitun goklerl ve yerl 

kaplayip-ku^atmi^tir. Onlarm 

korunmasi O'na giiq gelxnez,. O, 

pek yucedir, pek buyuktur. " 

iDakara Surest, 255J 






t^ -^ ^ 4 



Kerem, yaz tatili icin ailesiyle guneyde deniz kenarmdaki bir 
tatil beldesine gitmisti. Minik bir dukkanin onundeki bir akvaryum- 
da ilginc deniz canlilari sergilenmekteydi. Kerem akvaryuma yak- 
lasti. Icinde yavas yavas dolasan bir denizati gordu. 

Kerem: Denizatlarmi daha buyuk sanirdim, ne kadar da kucukmus- 
sun! 

Denizati: Evet, bizi kitaplardan ve televizyondan taniyanlar daha 
buyuk canlilar oldugumuzu dusunurler. Oysa boylarimiz 4 cm ile 
30 cm arasmda degisir. 

Kerem: Sizin gozleriniz her yone hareket edebiliyor degil mi? Ve 
bu sayede cevrenizdeki butun olaylardan haberdar olabiliyorsunuz. 

Denizati: Haklism, Allah bizim basimizi vucudumuza dik aci ile ya- 
ratmistir. Baska hicbir deniz canlismda bu ozellikyoktur. Bu neden- 




le vucutlarimiz dik olarak yuzer, basimizi sadece yukari ve asagi 
hareket ettirebiliriz. Aslinda bu ozellik diger canlilarda olsa, basla- 
rini saga-sola ceviremedikleri icin problem yasayabilirlerdi ve her 
turlu tehlikeye karsi savunmasiz olabilirlerdi. Fakat biz sahip oldu- 
gumuz ozel vucut tasarimi sayesinde boyle bir problem yasamayiz. 

Yuce Allah gozlerimizi birbirinden bagimsiz, her yone serbest- 
ce hareket edebilecek ve donerek her tarafi rahatlikia seyredebile- 
cek sekilde yaratmistir. Bu nedenle kafamizi iki yana ceviremesek 
de etrafimizi gorebiliriz. 

Yuce Allah, yarattigi cesit cesit canlilardaki orneksiz tasarimlar, 
hayret uyandiran ozellikler ile insanlara sonsuz sanatmi ve sinirsiz 
ilmini gostermektedir. 

Kerem: Bir sey merak ediyorum. Senin ne kanadin var, ne de kuy- 
rugun var. Suyun icinde nasil alcalip yukselebiliyorsun? 

Denizati: Yuzmemiz cok ozel bir sistem sayesinde gerceklesir. Bi- 
zim yuzme keselerimiz vardir ve bu kesede bulunan bir tur gazin 
miktarmda gereken degisiklikleri yaparak suda yukselip alcalabili- 
riz. Eger bu hava kesesi zarar gorurse ve az miktar da olsa gaz 
kaybederse biz de denizin dibine batariz! 

Yani yuzme kesesindeki gazin miktarmda herhangi bir degisik- 
lik bizim olumumuze neden olur. Rabbimiz bu miktari cok hassas bir 
sekilde yaratmistir. 

Kerem: Bu muhtesem bir tasarim. 

Denizati: Gordugun gibi kucuk dostum, evrendeki her varlik gibi 
denizatlarmi da butun ozellikleriyle birlikte eksiksiz olarak Allah ya- 
ratmistir. Deniz altmdaki cok sayidaki canli turunden bir tanesi olan 
biz denizatlarmdaki tasarim Allah'm smirsiz gucunun, sonsuz ilmi- 
nin orneklerindendir. 

Kerem denizatiyla sohbeti bitince annesinin yanina dondu. Bu 
minik hayvandaki muhtesem ozellikler, Kerem'in Allah'm yaratma 
sonatina duydugu hayranligi daha da artirmisti. 

^ ^ M i. J^ ^^ H^^ f^*** 



m&s k 






Orhan pencereden disariya bakiyor, dedesinin gelmesini he- 
yecanla bekliyordu. Dedesiyle vakit gecirmek cok eglenceli ve gu- 
zeldi. Sonunda dedesi gelmisti. Orhan heyecania kapiya kostu ve 
dedesinin boynuna sarildi. Tarn bekledigi gibi dedesi ona hediye- 
ler getirmisti. Cok sevdigi cikolatar ve bazi resimli kitaplar. Hasan 
Dede torununun bu neseli halini cok seviyordu. Soyle dedi; 

Hasan Dede: Bugun sehir disinda kucuk bir isim var, benimie bir- 
likte gelmek ister misin? Hem sen de gezmis olursun? Orhan se- 
vincle kabul etti ve hemen yola ciktilar. Sehirden uzaklasmaya bas- 
lamislardi. Bu surpriz yolculuk Orhan'm cok hosuna gitmisti. 

Orhan: Oh, ne guzel tertemiz hava, cigerlerimiz bugun bu mis gi- 
bi hava ile dolacak. Keske oturdugumuz sehrin havasi da hep boy- 






Hasan Dede: Bu biraz zor Orhan, 
cunku arabalardan cikan egzos 
dumani, ozellikle kisin bacalar- 
dan cikan dumanlar, bir de 
agaclarm, bitkilerin az olmasi seh- 
rin havasmin temiz kalmasma 
engel olan nedenlerdir. 

Orhan: Dumanlan aniadim ,— -j 
ama bitkilerin konuyla ilgisini pek 
aniayamadim. Agaclar meyve veren ya 
da sehri guzellestiren bitkiler degil mi? 

Hasan Dede: Evet turn bu soylediklerini agaclar 
yapiyor, ama onlarin beiki de bunlardan daha onem- 
li olan ozellikleri havayi temizlemeleridir. Bitkiler diger canlilarm 
tam tersi bir bicimde nefes alirlar. Jnsanlar ve hayvanlar havadaki 
oksijeni alirlar, bunu vucutlarmda kullandiktan sonra kirlenen ha- 
va karbondioksit olarak disariya geri verilir. Iste bitkiler bunun ter- 
sini yapar, havadaki karbondioksiti alip, oksijeni havaya geri ve- 
rirler. Boylece temizlik islemi gerceklesmis olur. 

Bitkilerin baska mucizevi ozellikleri de var ve bunlarm 
hepsini yaratan, ustun akil sahibi Allah'tir Orhan. Jstersen 
Sana bitkiler hakkmda bildiklerimi aniatabilirim. 

Orhan: Tabi ki dedecim, kulaklarimi actim, seni din- 
liyorum! 

Hasan Dede: Bitkilerin nefes almasi fotosen- 
tez islemiyle gerceklesir. 






i 



«<* 



FOTOSENTEZ 



Orhan: Fotosentez ne demek? J 

Hasan Dede: Senin merakmi gidermeye cali- 
sacagim ama bu o kadar kolay olmayacak, cunku 
bu konu cok zor ve karmasiktir. Bilim adamlari hala 
fotosentez islemini tarn aniamiyla cozmeye calisiyorlar. 

rhan: Bilim adamlarmm halen cozmeye calistigi bir islem- 
le bitkiler hayatlarmi surduruyorlar. Dahasi islem deyince insanin 
akiina matematiksel islemler, formuller geliyor. Biz bile matematik 
dersinde bazen zorlanirken, bizim gibi bir zeka ve bedene sa- 

hip olmayan bitkilerin bunu yapmasi bir 
mucize! 

Hasan Dede: Evet, bu kesinlikle bir 
mucizedir. Bu kimyasal islem, bitkiler 
tarafmdan ilk yaratildiklari gunden 






beri hie aksamaya ugramadan gerceklestiril- ^ 

mektedir. Yesillik olan her yerde, gunes ener- ' 

jisi kullanarak, karbondioksit ve sudan, seker 
olusturan bir fabrika calisiyor demektir. Yedi- 
gimiz ispanak, salatamizdaki maydanoz, baiko- "^ *^ 

numuzdaki sarmasik, biz farkmda olmadan, bizim 
icin surekli uretim yapmaktadirlar. Bu, ustun ilim sahibi 
Allah'm turn insanlara olan sefkatinin bir sonucudur. 
Allah, bitkileri insanlarm ve turn canlilarin yararma 
hizmet edebilecekleri sekilde yaratmistir. Insa- 
nin, bugunku teknolojiyle bile kavrayama- 
digi bu kusursuz sistemi yapraklar mil- 
yonlarca yildir isletmektedirler. 
Allah, Kuran'm bir ayetinde, in- 
sanlarm bir tek agaci bile 
yoktan var etmelerinin 
^ * imkansiz oldugunu 

^^ soyle bildirir: 








"(Onlar mi) Yoksa, gokleri ve yeri yaralan ve size gokten su in- 
diren mi? Ki onunla (o suyla) gonul alici bah^eler bitirdik, sizin 
iQinse bir agacini bitirmek (bile) mumkun degildir..." (Neml Su- 
resi, 60) 

Orhan, bitkilerin fotosentez denilen ozel bir kimyasal islemie 
nefes alabildiklerine cok sasirmisti. Peki bu islem nasil yapiliyordu? 
O bunlari dusunurken dedesi aniatmaya devam etti: 

Hasan Dede: Suursuz bitki hucreleri, topragi, suyu, havayi ve Gu- 
nes^i kullanarak, topragm icinden belirii oranlarda mineralleri ve 
suyu alarak, insan icin besin uretirler. Gunes isigmdan aldiklari 
enerji ile bu malzemeleri parcalar, sonra parcaladiklari malzeme- 
leri besinleri olusturacak sekilde biraraya getirirler. Burada kisaca 
ozetlenen bu islemin her asamasmda ayri bir akil, suur ve planla- 
ma gorulur. Bitkilerdeki bu hayranlik uyandiran sistem, ortaya koy- 
dugu sonuclariyla, cok aciktir ki insanin faydasi icin ozel olarak ta- 
sarlanmis biryasam kaynagidir. 

Orhan: Peki yapraklar ne yapiyor? 



C 74 





Hasan Dede: Hani okulda labo- 

ratuvarda inceleme yaparken kul- 

landiginiz mikroskoplar varya iste 

onlarin cok gelismis olanlariyla bir 

yapragi yakmdan inceleyecek 

olursak, Allah'm yaratma sanati 

butun ihtisamiyla bir kez daha 

karsimiza cikar! Tek bir yapragm 

icinde kusursuz bir uretim sistemi 

kurulmustur. Bu sistemi daha iyi 

aniayabilmek icin yaprak icinde 

gorev alan yapilari gunluk hayatta kullandigimiz aletlere benzete- 

biliriz. Yapragm detaylarmi buyuterek inceledigimizde her an fa- 

aliyette olan tupler, ozel islemler icin insa edilmis odalar, dev bir 

duduklu tencere gibi calisan subaplar, binlerce islemi kontrol eden 

sayisiz dugme ve hie durmadan kosusturan iscilerle dolu otomatik 

bir besin fabrikasi ile karsilasiriz. Daha dikkatii bakacak olursak, 

belirii noktalara yerlestirilmis zaman ayarlayicilarmi, termostatlari, 

nem olcerleri, geri bildiri sistemlerini ve isi kontrol mekanizmalari- 

ni da gorebiliriz. 






Orhan: Bunlarm hepsinin minicik bir yaprakta biraraya gelmesi 
ve hicbir aksaklik olmadan calismasi harika! 

Hasan Dede: Bu mukemmel sistemi en guzel sekilde yaratan 
Yuce Rabbimiz Allah'tir Orhan. Yeryuzundeki her yaprak 
Allah'm izniyle bu mukemmel sistemlerle ortaya cikar. Bunu sa- 
kin unutma! 

Orhan dedesinin anlattiklarmi dinlerken cok buyuk bir agac 
gordu ve akiina bir soru geldi. Agaclarm bu sorunu nasil giderdi- 
gi veyasammi surdurdugunu merak etmeye basladi. Hemen bu so- 
runu dedesine sordu; 

Orhan: Dedecigim, agaclarm boyu cok yuksek, topraktaki su ve 
besinler nasil oluyor da, yukari cikabiliyor? Baksana su agac ne 

kadar da yuksek ama en ucundaki yaprak 
yemyesil? 

Hasan Dede: Hani az once 

yapraklari bir fabrikaya ben- 

zeterek aniatmistim, yine ayni 

benzetmeyle devam edelim. 

Her tarafi bir ag gibi kaplamis 

olan boru hatti hammaddenin 

uretim birimlerine ulastirilmasmi 

ve uretim birimlerinde elde edi- 

len urunun bitkinin doku- 

larina dagitilmasmi 

saglar. Bu boru hatti bit- 

fj kinin aldigi besini ve su- 

yu yukari dogru cikartir- 

ken, bir taraftan da yap- 

raklarda uretilen surubu 




> 



butun agacin beslenmesi 
icin ic bolgelere dogru 
gonderir. Bu kanallarm 
hepsi yalnizca hayati sivi- 
lari tasimakia kalmaz, ayni 
zamanda agacta ve yap- 
rakta iskelet gorevi gorur- 
ler. Bu harika bir tasarim- 
dir. Cunku insanlar tara- 
findan insa edilen yapi- 
larda, binalarm tasi 
yici elemanlari (ko 
lonlar, kirisler vs) 
ve binanin su 
tesisati ayri ayri in- 
sa edilirler. Bitkiler- 
de bu iki ihtiyacin 
bir kerede cozuldu- 
gu harika bir tasa- 
rim vardir. 

Orhan: Bu gercek- 
ten muhtesem sis- 
tern! Akiima bir sey 
geldi. Sanki bitkile- 
rin icinde gizli 




SMB, 



J 



4 




^.A^-r^ 



XN^ 







bir takvim ya da saat varmis gibi hie sasirmadan hep ayni sekilde 
davraniyorlar. Ornegin hep ilkbaharda cicek aciyor, sonbaharda 
yaprak dokuyorlar. Bu nasil olur? 

Hasan Dede: Bilim adamlari buna biyolojik saat adini verirler. Bit- 
kilerin bu zaman ayarlamalarmi yapan saatleri, gunes isigmin 
yapraklara dusme suresini de hesaplar. Her bitkinin biyolojik saati 
bu sureyi bitkinin kendi yapisal ozelligine gore hesaplar. Ornegin 
soya fasulyesi uzerinde yapilan arastirmalar sonucunda, bu bitki- 
lerin ne zaman ekilirlerse ekilsinler her zaman yilin ayni zamanla- 
rinda cicek actiklari gorulmus. Bitkilerin icindeki saati ayarlayan 
elbette ustun guc sahibi Allah'tir. 

Hasan Dede ve sevimli torunu Orhan yolda gordukleri bir erik 
agacinm yaninda durup, taze meyva yemek istemislerdi. Bahce sa- 
hibinden izin alip, erik topladilar, iyice yikayip yemege basladilar. 



78 




Gercekten cok lezzetlilerdi. Hasan Dede 
soyle dedi: 

Hasan Dede: Biliyor musun Orhan, bitkile- 
rin bize sagladigi enerji Gunes'ten aldigimiz 
enerjidir. 

Orhan: Nasil, biz simdi bu erikleri yerken Gunes 
mi yiyoruz? 

Hasan Dede: Aslmda Gunes'i yiyoruz ama dogrudan degil 
dolayli olarak. Bilindigi gibi yeryuzundeki yasamin ana enerji kay- 
nagi Gunes'tir. Ancak insanlar ve hayvanlar, gunes enerjisini dog- 
rudan kullanamazlar, cunku bunyelerinde bunun icin gerekli sis- 
tern ler yoktur. Peki nasil kullanirlar biliyor musunuz? Gunes enerji- 
si ancak bitkilerin urettigi besinler araciligiyla, kullanilabilir enerji 
olarak insanlara ve hayvanlara ulasir. Kullandigimiz enerji, ger- 
cekte bitkiler araciligiyla bize tasinan gunes enerjisidir. Ornegin 
cayimizi yudumlarken aslmda gunes enerjisi yudumlariz, ekmek 
yerken dislerimizin arasmda bir miktar gunes enerjisi vardir. Kas- 
larimizdaki kuwet gercekte gunes enerjisinin 
degismis halidir. Biz de bu enerji sayesin- 
de kosup oynayabiliriz. Peki bitkiler bunu 
nasil basarir? 

Bitkiler gunes enerjisini bizim icin 
karmasik islemler yaparak bunyelerine 
depolamislardir. Bitkilerin kendi besinleri- 
ni kendilerinin uretebilmele- 
rini ve diger canlilar- ^^~^\ l.''*^^^ 
^^^dan ayricalikli olma- 
larini saglayan ise, 
hucrelerinde insan 




ve hayvan hucrelerinden farkli olarak gunes enerjisini dogrudan 
kullanabilen yapilarm bulunmasidir. Bitkiler bu yapilarm yardimiy- 
la, Gunes'ten gelen enerjiyi, insanlar ve hayvanlar tarafmdan be- 
sin yoluyla almacak enerjiye cevirirler ve formulu sakli olan cok 
ozel islemlerle, besinlere bu enerjiyi depolarlar. 

Orhan: Allah herseyi insanlarm yararma yaratmis, ne guzel! 

Hasan Dede: Iste butun bunlari dusunup bize bu kadar cok nime- 
ti veren Rabbimiz^e sukretmeliyiz. Allah bize sukretmemiz gerekti- 
gini soyle bildirmistir: 

"Onun urunlerinden ve kendi ellerinin yoptiklarindan yemeleri 
\q\n. Yine de §ukretmiyorlar mi?" (Yosin Suresi, 35 ) 

Orhan^in en sevdigi ders fen bilgisiydi. Birden akiina yaptik- 
lari bir deney geldi, dedesine donup; 

Orhan: Dede biliyor musun, okulda bir deney yaptik. 

Ogretmenimiz bize bir odev verdi. Bu odevde bir pa- 

muk parcasmm icine bir fasulye sakladik, gunes 

gorebilecegi bir yere koyup birkac giin suladik. 

Ne oldu bil bakalim? 

Hasan Dede: Jcinden fasulye bitkisi 

cikti, degil mi? Okulda cok basil bir 

doga olayi olarak aniatilan bu ko- 

nuyu biraz dusunelim. Aslinda 

burada bir mucize ile karsi karsi- 





yayiz. Sihirbazlik gosterilerinde bos bir sapkanin icinden tavsan 
cikar ya, pamugun ya da topragm icinden bir bitkinin cikmasi da 
buna benzer. Sihirbaz gozlerimizi aldatir ama minicik bir tohumun 
icinden cikan bitki kimseyi aldatamaz. Butun bitkileri minicik kutu- 
larmdan cikaran ustiin ilim sahibi Rabbimiz bize boyle bir mucize 
ile, hicbir canlinm tesadufen varolmadigmi acikca gostermektedir. 
Canlilarm tesadufen varoldugunu soyleyenler de ancak kendilerini 
aldatirlar degil mi Orhan? 

Orhan: Evet dedecigim. 

Hasan Dede: Minik tohumun filizlerinden bir kismi topragm derin- 
liklerine iner, bir kismi da yukariya dogru cikar. Toprak oldukca 
sert ve sikidir, her iki yone de hareket etmesi cok zordur. Bizim gi- 
bi akil ve suur sahibi olmayan minicik filizlerin bunion nosil bosor- 
digi gercekten bir mucizedir. 

Orhan: Eger tom tersi olsoydi, yoni topragm oltmo koydugumuz 
bir tohum filiz vermeseydi ne olurdu bir dusunsenize! O zomon he- 
pimiz cok buyuk bir yiyecek sikmtisi cekerdik. Insanlar ve hayvan- 
lar yiyecek bir sey bulamadiklari icin yavas yavas olurlerdi! 

Hasan Dede: Allah bizi soyle uyariyor Orhan: 

"§imdi ekmekte oldugunuz (tohum)u gordunuz mu? Onu sizler 
mi bitiriyorsunuz, yokso bitiren Biz miyiz? Eger dilemi^ olsoy- 
dik, gercekten onu bir ot kirintisi kilordik; boylelikle ^o^ar- 
koUrdiniz." (Vokio Suresi, 63-65) 

Orhan dedesinin yol buyunca kendisine aniattiklarmi dusiin- 
meye baslamisti. Dedesine dusuncelerini aniatti: 



I 




Orhan: Bitkiler hayatimizin devami icin ne kadar da onemliymis. 
Soludugumuz havayi temizliyorlar, karnimizi doyurup enerji 
veriyorlar, hepsi birbirinden lezzetii sebze ve meyveleri bizim icin 
uretiyorlar, cevremizi guzellestiriyorlar. Baksana disarida ne 
kadar cok cesitte agaclar, cicekler, meyveler, ekinler var. 

Hasan Dede: Bitkilerin yararlariyla ilgili senin unuttugun bir nime- 
tini Kuran'da Allah soyle haber vermektedir; 

"Ki O, size ye^il ogaQtan bir ate§ kilondir; siz de ondon yokiyor- 
sunuz." (Yosin Suresi, 80) 

Orhan: Evet nasil da unutmusum, agaclar odun haline getirilip 
yakiliyor, biz de ismiyoruz. Kitaplar, defterler, gazeteler kisaca 
kagidin hammaddesi agaclar, ates yakmamizi saglayan kibritler, 
uzerinde oturdugumuz koltuk, calisma masamiz, kapilar, pen- 
cereler... 

Hasan Dede: Bitkilerin yararlarmm yam sira cok ilginc ozellikleri 
de vardir. Orta ve Guney Amerika'da yetisen bir asma bitkisi, 
siyah ve yesil tirtillar ile kirmizi kelebekler icin cok ideal ve cekici 
bir yiyecek turudur. Bu bocekler, yavrularmm yumurtadan cikar 




cikmaz bu lezzetii yiyecekle beslenebilmeleri icin, yumurtalarmi as- 
ma bitkisinin yapraklari uzerine birakirlar. Yalniz burada cok 
onemli bir nokta vardir. Bu kelebekler yumurtalarmi birakmadan 
once asmanin yapraklarmi iyice kontrol ederler. Eger bir baska 
hayvan yumurtalarmi yerlestirmisse, ayni bitkinin yapraklarmdan 
birden fazia ailenin bireylerinin beslenmesi zor olacagmdan, orayi 
tercih etmez ve bos olan baska yapraklari ararlar. 

Asma bitkisi de, yapraklarmm ust kisimlarmda, yesil yum- 
rucuklar olustururlar. Bazi turleri ise, yapragm altinda bulunan, dal 
ile birlesmeyeri uzerinde, kelebeklerin yumurtalarma benzer renk- 
te lekecikler meydana getirirler. Bunu goren tirtil ve kelebekler, 
baska boceklerin kendilerinden evvel bu yapraklarm uzerine 
yumurtladiklarmi zannederler ve bitkiye yumurtlamaktan vaz- 
gecerek, kendilerine yeni yapraklar aramaya baslarlar. 

Orhan: Mukemmel bir savunma! 

Hasan Dede: Evet, bu bitkiye kendisini nasil savunacagmi ogreten 
ustun ilim sahibi Allah'tir Orhan, bunu sakin unutma olur mu? 






mVasmui 



Tahsin okuldan eve donunce hemen dedesinin yanina kostu ve 
akiina takilan soruyu sordu. 

Tahsin: Dedecigim, sana bir sey soracagim. 

Osman Dede: Sor bakalim Tahsin. 

Tahsin: Dedecigim, otobuste gelirken bir teyze yanmdaki arkadasma 
sabrin cok onemli oldugunu, gercek sabrin Kuran'a gore olmasi gerek- 
tigini aniatiyordu. Bu ne demek acaba dede, aniatabilir misin? 

Osman Dede: Insanlann cogu sabrin gercek anlammi, gercekten 
sabirli bir insanin nasil davranmasi gerektigini bilmezyavrum. Bu kim- 
seler arasmda sabir, daha cok insanin hayati boyunca karsilastigi zor- 
luk ve sikmtilara gogus germesi, bunlara katlanmasi ve tahammul 
etmesi olarak algilanir. Oysa Allah'm Kuran'da ogrettigi gercek sabir 
bu tahammul anlayismdan cok farklidir. 

Tahsin: Peki Kuran'daki sabrin kaynagi nedir dede? 

Osman Dede: Tahsincigim biliyorsun, Allah'm rizasmi, sevgisini ve 
hosnutlugunu kazanmanin yolu, Allah'm Kuran'da bildirdigi emir ve 
yasaklan eksiksizce uygulamaktir. Allah kullarmdan, hayatlarmm so- 
nuna kadar hicbir gevseklik gostermeden Kuran ahlakmi yasamalarmi 
istemistir. Jste muminlerin Allah'm bu emrini her ne olursa olsun taviz 
vermeden yerine getirebilmelerinin sirri da, imanin kazandirdigi ustijn 
bir ozellik olan "sabir"da gizlidir. Sabrin gercek anlammi ogrenen bir 



A 




insan Allah'in kendisinden istedigi her tavirda ve her ibadette sureklilik 
gosterebilir. Iman eden bir insan Allah'in ilminin ve akiinin turn varliklan 
sarip kusattigmi, tek bir seyin dahi Allah'in izni olmaksizm gerceklesme- 
digini ve turn olaylarm ardinda Allah'in yarattigi sayisiz hayir ve hik- 
metin oldugunu bilir. 

Tahsin: O halde insanm basina qelen hicbir seye uzulmemesi ve hep 
sobretnesi gerekir? ' « • >' 

Osman Dede: Cok dogru Tahsin. Allah iman edenlerin dostu, velisi ve 
yardimcisidir. Dolayisiyla ilk bakista farkli gorunse bile gerceklesen turn 
olaylar inananlarm iyiligi icindir. Bu nedenle sabir gostermek, mumin 
icin zorlanarak yasanan bir ahlak ozelligi degil, aksine gonul nzasiyla 
ve hosnutlukia yasanan, zevk alinan bir ibadettir. Muminler, baslarma 
ne gelirse gelsin bunu yaratanin Allah oldugunu ve bunun mutlaka 
kendileri icin bir hayra vesile olacagmi bilirler. Allah'in kendileri icin en 
guzel kaderi belirledigini bildikleri icin karsilastiklari her olaya 
gonulden razi olur ve hosnutlukia tevekkul ederler. Allah bir ayette soyle 
buyurur: "Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkul eden- 
lerdir." (AnkebutSuresi, 59) 

-^^. Tahsin: O halde iman eden kimsenin sabrinm tukenmesi 
mijmkun degildir. Otobuste gordugum teyzenin soylediklerini 
simdi daha iyi aniiyorum. 

Osman Dede: Evet yavrum. Inananlar, sabri 
Allah'in bir emri olarak yasarlar ve bu ne- 
denle de hicbir zaman onlarin 
sabirlarmda tukenme gibi bir durum soz 
konusu olmaz. Hayatlarmm sonuna kadar 
bu ibadeti sevk ve heyecania yerine ge- 
tirirler. 

Tahsin: Simdi sabrm onemini ve 
inananlarm sabrinm Allah'in izniyle hie 
tukenmeyecegini cok iyi aniadim dede- 
cigim, tesekkur ederim. 



I 

■_ if* 



(^ 



BIZIAfSIHIF 





Ogrelmen: Gunaydm cocuklar. 

Ogrenciler: Gunaydm ogretmenim. 

Ogretmen: Tatiliniz nasil gecti cocuklar? 

Ogrenciler: Cok iyi gecti ogretmenim. Bol bol kartopu oynadik, 
kardan adam yaptik. 

Ogrelmen: Hafta sonu tatilinde karin tadini cikardmiz aniasilan. 

Ogrenciler: Evet ogretmenim, cok eglendik 

Ogrelmen: Cocuklar, bugun gelmeyen arkadaslarmiz var gordu- 
gum kadariyla. 




'^v 



Ogrenciler: Evetogretmenim, 
Ali ile Ayse bugun gelmediler. 

Ogrelmen: Peki neden gel- 
mediklerini biliyor musunuz? 

Ogrenciler: Hasta olmuslar 
ogretmenim, evde yatiyorlar- 
mis. 

Ogrelmen: Demek ki karda fazia oynadilar. 

Ogrenciler: Ogretmenim biz de karda oynadik, biz de hasta 
olacak miyiz? 

Ogretmen: Cocuklar, eger kendinize dikkat etmez, uzun sure so- 
gukta kalirsaniz siz de her an hasta olabilirsiniz. 

Ogrenciler: Ogretmenim, peki kar neden insani hasta ediyor? 
Halbuki biz kar yagdigmda cok seviniyoruz. Karda oynamak cok 
hosumuza gidiyor. 





Ogrelmen: Cocuklar, insanm hasta olmasmm sebebi vucuda gi- 
ren mikroplardir. Bildiginiz gibi mikroplar gozle gorulemeyen 
canlilardir. Bunlar vucudumuza girip bize zarar vermeye calisir- 
lar. Eger temizligimize dikkat etmez, ellerimizi yikamadan yemek 
yersek bunlar vucudumuza girip yerlesirler. 

Ogrenciler: Ogretmenim mikrop vucudumuza girince hemen 
hastalanir miyiz? 

Ogrelmen: Hayir cocuklar her zaman hastalanmayiz. Allah bizi 
yaratirken mikroplara karsi savasmasi icin vucudumuza mukem- 
mel bir savunma sistemi yerlestirmistir. Biz hie farkmda olamadan 
savunma sisteminin elemanlari tipki bir ordu gibi vucudumuzu ko- 
rurlar. Oldukca karmasik olan savunma sisteminin her elemani 
kendisine dusen gorevi mukemmel sekilde yerine getirir. 





1 





Ogrenciler: Peki ogretme- 
nim biz nicin hastalaniriz? 
Savunma sistemimiz gore- 
vini yapmadigi icin mi? 

Ogretmen: Hayir cocuklar 
normal bir insanda savun- 
ma sistemi her zaman fa- 
aliyet halindedir. Biz hie 
farkmda olmadan savun- 
ma sistemimiz mikroplara 
karsi buyuk bir savas verir. Oncelikle mikroplarm vucudumuza gi- 
rip yerlesmesini engellemeye calisir. Eger mikroplar vucudumuza 
girmislerse bunlari hemen yok eder. 

Ogrenciler: Peki o zaman neden hasta oluruz ogretmenim? 

Ogretmen: Iste cocuklar, eger sogukta uzun sure kalirsak, beslen- 
memize dikkat etmezsek vucudumuz gucsuz duser. Boyle olunca 





savunma sistemimiz de gucsuzlesir. Yok edilemeyen mikroplar co- 
galarak hemen vucudumuzda yayilmaya baslarlar. 

Ogrenciler: Peki ogretmenim, boyle olunca mikroplar hemen bu- 
tun vucudumuzu ele gecirirler mi? 

Ogrelmen: Hayir cocuklar. Bu durumda savunma sistemimiz mik- 
roplara karsi daha buyiik bir savas baslatir. Iste vucudumuzda 
gerceklesen bu buyuk savas nedeniyle atesimiz yukselir, halsizle- 
siriz, ekiem yerlerimiz agrimaya baslar. 

Ogrenciler: Evet ogretmenim, boyle olunca yataktan kalkamaya- 
cak hale geliriz. 

Ogretmen: Tabii bu durumda yapmamiz gereken en onemli sey 
yatip dinlenmektir. Eger boyle yaparsak ve ayni zamanda ilacia- 






rimizi alip beslenmemize dikkat edersek savunma sistemimizi guc- 
lendirerek ona yardimci olmus oluruz. Boylece onlar mikroplara 
karsi savasta guclu duruma gelirler ve kisa surede onlari yenerek 
vucudumuzdan atarlar. Boylece biz de sagligimiza kavusmus olu- 
ruz. 

Ogrenciler: Ogretmenim, niye hastalandigimizi simdi cok daha 
iyi aniadik. Bundan sonra kendimize cok dikkat edecegiz. 

Ogrelmen: Evet cocuklar, Allah'in bizi yaratirken vucudumuza 
boyle bir savunma sistemi yerlestirmesi cok buyuk bir nimet. Bunun 
icin Allah'a cokca sukretmeliyiz. Allah'm bize verdigi sagligi kay- 
betmemek icin kendimize cok dikkat etmeliyiz. 







( 





vejit H9im\ 



Kitabin bu bolumunde Allah'm varligmi kabul etmeyen, ^ 
"hersey kendi kendine olustu" diye mantik disi iddialar one 
suren evrimcilerden soz edecegiz. Bu insanlar hep yalan 
soyleyerek insanlari yaniltmaya calisirlar. 

Ancak bir insan yalan soylediginde yalani bir sure son- 
ra ortaya cikar. Eger karsismdaki akilli biriyse onun yalan 
soyledigini hemen aniar. Evrimcilerde yalan soyledikleri icin 
bir suru acik vermektedirler. Ilerleyen sayfalarda onlarin 
soylediklerinin ne kadar mantiksiz oldugunu, yalanlarmm 
nasil ortaya ciktigmi hep birlikte gorecegiz... 

E(/RlM TEORlSl NEblR} 

Allah'm varligma inanmayan insanlarm one surdukleri 
sapkin iddialardan biri "evrim teorisi" dir. Evrim teorisini or- 
taya atan kisi, gunumuzden yaklasik 150 yil once yasamis 
olan Charles Darwin'dir. Darwin'in mantik disi teorisine go- 







re, hersey tesadufen ve kendi kendine meydana gelmisti. 
Darwin farkli canli turlerinin degiserek birbirlerine donustuk- 
lerini ve boyle meydana geldiklerini zannediyordu. Ornegin 
Darwin'e gore baliklar bir gun tesadufen bir surungene do- 
nusmuslerdi. Bir gun bir tesaduf daha olmus ve bir surungen 
ucmaya baslamis boylece kuslar olusmustu. Insanlar ise 
maymunlardan olusmuslardi. Yani Darwin'e gore insanin 
atasi bir maymundu. Elbette bunlarm hicbiri dogru degildir. 
Tek dogru ve gercek olan evreni, dunyayi, turn canlilari ve 
bizi Allah'm yarattigidir. Basta Darwin olmak uzere bunun 
aksini iddia edenler ise buyuk bir yalan soylemektedirler. 
Gelin, Darwin'in ortaya attigi yalanin ne kadar sacma oldu- 
gunu daha yakmdan inceleyelim. 

Canli ve cansiz turn maddeleri olusturan en kucuk par- 
ca atomlardir. Bu, cevrenizdeki hersey gibi sizin de aslinda 
milyonlarca atomun biraraya gelmesinden olusuyor olmaniz 
demektir. 








*^V^ 





L^^ 



Evrimciler, yani Darwin'e inananlar ise atomlarm kendi 
kendilerine tesadufen karar alip, biraraya geldiklerini ve 
boylece canlilari olusturduklarmi soylerler. Bu akil disi inani- 
sa gore bir gun siddetii bir ruzgar veya bir kasirga cikti ve 
bu atomlaryanyana gelip birlestiler. Darwin'in yalanma go- 
re sonra bu atomlar birleserek hucreleri olusturdular. Biliyor- 
sunuz ki her canli hucrelerden olusur. Hucreler de biraraya 
gelerek bizim gozlerimizi, kulaklarimizi, kanimizi, kalbimizi 
kisacasi butun vucudumuzu meydana getirirler. 

Ancak sunu unutmamak gerekir ki, hucreler cok karma- 
siklardir. Bir hucrenin icinde yuzlerce farkli kucuk organel 
vardir. Hucreyi cok buyuk bir fabrikaya benzetebiliriz. Mal- 
zeme uretenler, uretilen malzemeleri tasiyan araclar, giris ve 
cikis kapilari, uretim merkezleri, mesaj getirip goturenler, 
enerji merkezleri... Peki bir fabrikanin taslarm, topragm, su- 
yun tesadufler sonucunda biraraya gelmesiyle, ornegin ci- 
kan bir firtmadan sonra, kendi kendine meydana gelmesi 
mumkun mudur? Tabi ki hayir. Herkes boyle bir iddiaya gu- 
ler. Ama evrimciler "hucre tesadufen olustu" diyerek en az 
bunun kadar sacma bir sey soylemis olurlar. 

Oifie ise ei/rimcitere bir dene^ i^aptiratiml 

Evrimciler buyuk bir varil alsmlar. Bu varilin icine iste- 
dikleri butun atomlari koysunlar. Bundan baska varilin icine 
ne koymak istiyorlarsa ekiesinler. Bir canlinm olusmasi icin 
gereken butun malzemeleri doldursunlar. Sonra da bu vari- 
li isterlerse isitsmlar, isterlerse elektrik versinler. Ne istiyor- 
larsa yapmalari serbest olsun. Milyarlarca yil da varilin ba- 
sinda nobet tutsunlar. (Omurleri yetmeyecegi icin bu nobeti 
nesilden nesile devredebilirler). 



ji".^ 









Bunun sonucunda ne olur? 

Sizce bu varilin icinden kuzular, menekseler, kirazlar, 
tavsanlar, arilar, karpuzlar, kediler, kopekler, sincaplar, 
guller, erikler, cilekler, baliklar, filler, zurafalar, aslanlar ci- 
kar mi? Bu varilin icinden sizin gibi dusunen, sevinen, heye- 
canlanan, muzik duyunca hosuna giden, kitap okuyabilen, 
ailesini arkadaslarmi seven bir insan cikabilir mi? Elbette ci- 
kamaz. O varilin icinden varilin basinda bekleyen evrimci 
profesorlerden tek biri bile cikamaz. Hatta degil bir profe- 
sor, o profesorun trilyonlarca hucresinden tek bir tanesi bile 
cikamaz. 



Cansiz maddeler te- 
sadiifen biraraya ge- 
lip asia canlilari olu§- 
turamazlar. Evreni ve 
turn canlilari Allah 
yoktan var etmi§tir. 





u 



rn^m 



m 




iM 


f 


m. 






Atomlar cansizdir. Cansiz maddeler birlesip canli, gu- 
len, sevinen, dusunen bir varlik olusturamazlar. O varilin 
icinden canli hicbir varlik cikmaz. Bu imkansizdir. Cunku 
canlilar cansiz maddelerin tesadufen biraraya gelmeleriyle 
olusamaz. Canlilari Allah yaratmistir. Hicbir sey yokken, 
Allah insani, daglari, golleri, kuzulari, aslanlari, cicekleri 
,etrafinnizda gordugumuz veya goremedigimiz turn varlikla- 
ri yoktan yaratmistir. 

EVRiMCiLERE GORE CANLILAR NASIL 
EVRlMLE$iRLER> 



Turn canli turlerini Allah yaratmistir ve hicbir canlinm bir 
digerinden turemesi mumkun degildir. Cunku her canli turu 
cok farkli ozelliklere sahiptir. Kuslaria, kediler birbirlerine 
benzemezler ya da atlarla baliklar, kaplanlaria kelebekler... ^ 

Evrim teorisinin yalanlarma goreyse, canlilar zamania 
evrimlesmis, yani gelisip farkli ozellikler kazanarak baska 
bir canliya donusmuslerdir. Ornek olarak kuslar hakkmda 
evrimcilerin masallarma bir goz atalim. Kaplumbagalari, 
kertenkeleleri, yilanlari kisacasi surungenleri hepiniz tanirsi- 
niz. Bu canli turu evrimcilere gore tesadufen degismis ve ku- 
slara donusmustur. Evrimciler iste boyle sacma bir iddiaya 
inanirlar. Peki surungenleri etkiledigini ve degismelerini sag- 
ladigmi iddia ettikleri olaylar nelerdir? 

Evrimciler "mutasyon" ve "dogal seleksiyon" adini ver- 
dikleri iki ayri olayin birarada meydana gelmesiyle evrimin 
gerceklestigine inanirlar. Ancak bu cok mantiksiz bir inanc- 
tir ve bilimsel hicbir delili yoktur. Neden mi? Birlikte incele- 
yelim. 











Yeryuzunde binlerce tur canli vardir. Evrimciler, bu farkli turlerin na- 
sil meydana geldigini asia agiklayamazlar. Bu ge§itlilik, Allah'in ya- 
ratma sanatinin en guzel orneklerinden biridir. 

Ba^at Seieksi^on Nedir} 

Dogal seleksiyonun en basit anlami sudur: Canlilar ara- 
sinda guclu olanlar yasamlarmi devam ettirebilirler, gucsuz- 
ler ise hemen yok olurlar. Bunu soyle bir ornekle aciklayalim: 
Siksikvahsi hayvanlarm saldirdigi bir geyik surusu dusunun. 
Bu durumda geyikler hizia kacacaklardir ve en hizli kosan, ^ 
en cevik geyiklerse kurtulacaklardir. Zaman icerisinde zayif "^T^ 
ve celimsiz geyikler hep vahsi hayvanlar tarafmdan avian- ^ - 
diklari icin tamamen ortadan kaybolacaklardir. Geriye sa- 
dece saglikli ve guclu geyikler kalacaktir. Sonuc olarak geyik 
surusu bir sure sonra hep guclu geyiklerden olusacaktir. 

Buraya kadar aniatilanlar dogrudur. Fakat bunun ev- 
rimle hicbir ilgisi yoktur. Buna ragmen evrimciler, "bu geyik 
surusu gelise gelise sonunda baska bir canliya donusur; 6r- 
negin geyikler zurafa olur" demektedirler. Iste bu yanlistir. 




#•■ 





'•J^JlMI^ 





Cunku hicbir geyik daha hizli kostugu icin baska bir canliya 
ornegin bir aslana veya bir zurafaya donusemez. Boyle bir 
sey sadece masallarda olur. 

Hepiniz kurbaga prens masalmi bilirsiniz. Bir masalda 
bir kurbaga prense donusebilir. Ama gercek yasamda bir 
geyigin aslana veya baska bir canliya donusmesi tabi ki im- 
kansizdir. Ne var ki evrimciler, boyle bir masala inanirlar. 

MuUtsi^an ne demektir} 

Mutasyon bir canlinm vucudunda meydana gelen olum- 
suzyondeki degisikliklerdir. Mutasyonlar radyasyon, kimya- 
sal maddeler gibi etkenlerle olusur. Radyasyonun veya kim- 
yasal maddelerin canlilar uzerindeki etkileri her zaman za- 
rarlidir. Ornegin gunumuzden yaklasik 55 yil once II. Dun- 
ya Savasi'nda Japonya'nin Hirosima kentine atom bombasi 
atilmisti. Atom bombasi, atildigi yerin cevresine radyasyon 
yaydi ve bu, insanlara cok buyuk zararlar verdi. Insanlarm 
bircogunun olmesine veya ciddi sekilde hastalanmalarma 
neden oldu. Hatta insanlarm vucutlarmdaki bazi sistemleri 
bozdugu icin bu insanlarm ileride dogan cocuklari da has- 
ta veya sakat dogdular. 



< A 












Buna benzer bir olay 1 986 yilinda da Rusya'nin Cerno- 
bil kentinde gerceklesti. CernobiI'de bir nukleer santralda 
patlama meydana gelmis ve bu yuzden turn kente ve cevre- 
sine radyasyon yayilmisti. Ayni Japonya'da oldugu gibi, 
orada yasayan insanlar ve onlarin sonradan dogan 
cocuklari, radyasyonun sebep oldugu mutas- 
yonlar nedeniyle sakat kaldilar veya olduler. 

Iste evrimciler boyle zararli bir 
olay hakkmda sunlari iddia ederler: 
Orneqin bir balik bir qun bir mu- 
tasyon gegrir yani Japonya'daki 
insanlar gibi radyasyon benzeri 
bir olayla karsilasir. Bu mutasyon 
sonucunda baligin vucudunda ba- 
zi degisiklikler olur ve balik bir 
gun karsmiza timsah olarak cikar. 
Elbette bu cok sacma bir iddiadir. 






^elli bir5lguyld 
, .akdlretmi^tir. 
(Furkan Suresi, 2) 



'^' 




t^ii^^^V 




^'^irj 








v^-? 



M^>^ 




^ 



Cunku yukarida da bahsettigimiz gibi mutasyonlar canlilara 
hemen her zaman zarar verirler. Onlari ya sakat birakir ya 
da hasta ederler. Eger mutasyonlar faydali olsalardi, Cerno- 
bil'de radyasyon sizmtisi oldugunda evrimlesip daha gelis- 
mis bir canli olmak icin herkes oraya giderdi. Halbuki her- 
kes CernobiI'den kacmistir. Ustelik Cernobil'in olumsuz etki- 
eri hala surmektedir. 

Evrimcilerin bu iddiasmi soyle bir ornege benzetebiliriz. 

Elinize bir balta alsaniz ve renksiz bir tele- 

vizyona vurmaya baslasaniz, bu tele- 

vizyonu renkli bir televizyona do- 

nusturebilir misiniz? Elbette ki 

hayir. Baltayla televizyona 

rastgele vurdugunuzda pa- 

ramparca olmus bir televizyo- 



Toprak katmanlarinin al- 
tinda gegmi^te ya§ami§ 
canlilara dair kalintilar 
bulunabilir. Fosil adi ve- 
rilen bu kalintilar, evrim- 
cilerin turn iddialarmi 
/alanlamaktadir. 





Salyangoz fosili Oriimcek fosili 



Allah, hor canljyi sudan yaralti, 

— If t9 bunrardart klmTkami — 

Qz^rlndfi yCrUmekte, kjmi M 

a^ajii Qz^rlndo yQrOmekt&... 



li 




1 




'f ^ 






UA 






nunuz olur. Iste ayni, baltayla rastgele vurmak gibi, mutas- 
yonlar da canlilara sadece zarar verirler. Yani evrimcilerin 
soyledikleri gibi bir canliyi daha iyi duruma getirmezler. 

EVRlMClLERiN BiR JfJlRLQ 
BULAMAdlKLAHl FOSlLLEH 

Bazi canlilar oldukleri zaman arkalarmda izlerini bira- 
kirlar ve bu izleri yani kalmtilari milyonlarca yil hie bozul- 
madan kalabilir. Ancak bunun olabilmesi icin o canlinm ha- 
va ile temasmm aniden kesilmesi gerekir. Ornegin bir kus 
yerde dururken uzerine aniden bir kum yigini gelse ve ora- 
da kus olse, bu kusun kalmtilari gunumuze kadar gelebilir. 
Veya agaclardan akan amber denen sivilar vardir. Bazen 
bu amber bir bocegin uzerine akar ve bocek bu amberin 
icinde olur. Boylece sertleserek milyonlarca yil hie bozulma- 
dan gunumuze kadar gelebilir. Biz de boylece cok eskiden 
yasamis olan canlilar hakkmda bilgi edinebiliriz. Iste canli- 
lardan kalan bu kalmtilara "fosil" denir. 





.^t^ 



port (ayagif Ozenncte 



yUTUrf^fasm. Allah, dili9igini<7arltrij 

Hig §0phesl3 Allah. her^ayS^'SS? 

^yetjrendir (Nur Sufas^, 45] 





^v 



:; V 



%^', 






101 
1%V 




m 


u 

i^ 


i» 


K 


^ 





Evrimciler, ornegin bir deniz yildizinin milyonlarca yil iginde, kade- 
me kademe geli§erek baliklara d6nu§tugunu iddia ederler. Bu iddi- 
aya gore, deniz yildizi ile baliklar arasinda birgok "ara gegi§ formu" 
bulunmalidir. Ancak bugiine kadar, herhangi bir ara gegi^ formuna 
ait tek bir fosil dalii bulunmami§tir. Fosil kayitlarinda deniz yildizlari 
vardir, baliklar vardir ama ikisi arasinda garip gorunumlu canlilarm 
olu§turdugu bir ara form yoktur. 

"Ara tiir" fositteri ne demektir} 

Evrimcilerin uydurduklari yalanlarm en onemlilerinden 
biri ara turlerdir. Bazi evrimci kitaplarda ara turlere "ara ge- 
cis formu" da denilir. Evrimciler bildiginiz gibi canlilarm bir- 
birlerinden meydana geldiklerini soylerler. Yani onlarin sac- 
ma iddialarma gore ilk canli tesadufen meydana gelmistir. 
Sonra zaman icinde o canli baska bir canliya, o da baska 
birine donusmus ve bu boylece surmustur. Ornegin evrimci- 
lere gore baliklar deniz yildizlari gibi canlilardan turemisler- 
dir. Yani bir deniz yildizi bir gun mutasyonlar sonucunda on- 
ce bir kolunu kaybetmistir, sonra milyonlarca yil icinde diger 
kollarmi kaybetmis ve bu kollarmm kimi kendiliginden yuzge- 
ce donusmustur. Bu arada yine bir deniz yildizmm baliga 
donusmesi icin gerekli olan degisiklikler meydana gelmistir. 
(Boyle bir seyin olmasi asia mumkun degildir ama biz bu id- 
dianin ne kadar sacma oldugunun aniasilmasi icin bu sekil- 





r^i 



./ 



■■■^\ 




.^p^ 
IM. 


^- 


.*'i 




1^ 


:?^^ 




-k 


^ 


-r-i^ 


m 


f^ 


™ 


-^ 


s^ 


1^ 


^ 




s 


wr 






BugiJne kadar milyonlarca 
balik ve milyonlarca deniz 
yildizi fosili bulunmu§tur. 
Ancak, evrimcilerin yalan 
olarak uydurduklari gibi, 
bir tane bile deniz yildizi- 
nin baliga donu§tugunu 
gosterebilecek ara Qeg\§ 
a§amasi canlilarma ait 
fosil bulunamami§tir. 4 



50 milyon yillik balik fosili 




E^^flPnH^-' °'i^^ 






400 milyon yillik deniz yildizi fosili 



Deniz yildizi hig degi§memi§tir. Milyonlarca yil once nasilsa bugun de oyledir. 
Bu evrimcilerin yalan soylediklerini gostermektedir. Yukarida deniz yildizi ve 
100-150 milyon yil onceki denizyildizmm fosili (L.Cretaceous donem) gorijluyor. 






150 milyon yil once ya§ami§ 
bir yengecin fosili 



GiJnumuzde ya§ayan bir yengeg 
resmi. Jki yengeg arasmda higbir 
fark olmadigi 90k agik degil mi?! 



u 



rn^m 





de aniatiyoruz.) Dolayisiyla evrimci masala gore, bir deniz 
yildizi baliga donusurken bircok gecis asamasi yasamalidir. 

Iste aradaki gecis asamasi olan bu hayali canlilara ev- 
rimde ara tur denir. Yine evrimin mantiksiz iddialarma gore 
bunlarm hep yarim organli canlilar olmasi lazimdir. Orne- 
gin bir balik bir surungene donusurken arada olusan turle- 
rin yarim ayaklari, yarim yuzgecleri, yarim akcigerleri, ya- 
rim solungaclari olmasi gerekir. Unutulmamalidir ki gecmis- 
te boyle garip canlilar yasadilarsa bizim onlarin kalmtilari- 
ni yani fosillerini mutlaka bulmamiz gerekir. Ancak ne il- 
ginctir ki, bugune kadar evrimcilerin var oldugunu iddia et- 
tikleri bu ara tur fosillerinden hie bulunamamistir. 

Bugune kadar yeryuzunde pek cok fosil bulunmustur ama 
bunlarm hicbiri evrimcilerin iddia ettikleri "ara tur'lerden de- 
gildir. Bu da bize sunu gostermektedir: Canlilar birbirlerinden 
turememislerdir. Hepsi eksiksiz ve kusursuz bir bicimde, bu- 
gunku yasayan orneklerinden hicbir farklari ve eksiklikleri ol- 
madan bir anda olusmuslardir. Yani hepsini Allah yaratmistir. 

KAMBR\\IEN bONEMlNbE NELER OLdU> 

En eski canli fosilleri, Kambriyen donemi olarak bilinen 
ve gunumuzden tam 500 milyon yil once yasanan bir done- 
mden kalmadir. Bunlar salyangoz, solucan ve deniz yildizi 
gibi canlilara aittir. Kambriyen doneminde yasamis olan 
canlilar da bize evrim teorisinin yanlis oldugunu gosteren 
delillerdendir. Nasil mi? 

Kambriyen donemindeki bu canlilar da diger tum canli- 
lar gibi birdenbire ortaya cikmislardir. Bu canlilarm birden- 
bire ortaya cikmalari Allah'm onlari bir anda yarattiklarmi 



t./ 











Kambriyen doneminde ya§ami§ olan trilobit isimli canlilar 

gosterir. Eger evrimcilerin iddia ettikleri gibi olsaydi, bu can- 
lilarin da, kendilerinden daha ilkel atalardan yavas yavas 
evrimleserek o hale gelmis olmalari gerekirdi. Fakat, bu can- 
lilarin kendilerinden once yasamis hicbir atalari, ara gecis 
turleri yoktur. Fosil kayitlarmda boyle canlilara hie rastlan- 
mamistir. Fosiller bize gostermektedir ki Kambriyen done- 
minde ortaya cikan bu canlilar, tum diger canlilar gibi bir- 
denbire ve eksiksiz olarak ortaya cikmislardir. Bu da, onlari 
Allah'm yarattigmm en acik delilidir. 

Ayrica Kambriyen doneminde yasamis olan bu canlilarin 
cok onemli ozellikleri vardi. Ornegin o donemde yasayan 
ama sonra soyu tukendigi icin bugun bizim goremedigimiz 
Trilobit isimli canlinm cok karmasik ve mukemmel yapida goz- 
leri vardi. Trilobit gozu yuzlerce petekten olusuyordu ve bu 
yuzlerce petek onun cok iyi gormesini sagliyordu. Boyle mu- 
kemmel organlara sahip canlilarin ise, tesaduflerin yardimi ile 
kendiliginden ortaya cikmasmm mumkun olmayacagi aciktir. 



^ / 








;;??^\V\V^ 




^^^ 



BALIKIARIN SQrQNGENE bdNiJt0lKt£Ri \IALANI 

Evrimciler, surungenlerin baliklardan olustuklarmi soy- 
lerler. Onlara gore baliklar bir gun denizlerde yiyecek aza- 
linca karaya cikmaya karar vermisler ve sonra karada ya- 
sayabilmek icin surungenlere donusmuslerdir. Gordugunuz 
gibi bu cok komik bir iddiadir. Cunku karaya cikan bir ba- 
liga ne olacagmi herkes cok iyi bilir: Balik olur! 

Siz hie balik tutmaya gitmis miydiniz? Bir dusunun! Bir 
balik oltaniza takilsa, sonra onu alip kurtarsaniz ve evinizin 
bahcesine koysaniz ne olur? Biraz once de soyledigimiz gi- 
bi bu balik kisa surede olur. Bir gun cok balik tutsaniz ve 
bunlarm hepsini bahcenize goturup koysaniz ne olur? Degi- 
sen bir sey olmaz ve turn baliklar olur. 

Iste evrimciler bunu kabul etmezler. Derler ki bu balik- 
lardan biri bahcede olumu beklerken aniden degisime ugra- 
di ve bir surungen oldu ve yasamaya devam etti! Asia boy- 
le bir sey mumkun degildir! 

Cunku bir baligin karada yasayan hayvanlardan cok 
farki vardirve bunlarm hicbiri tesadufen bir anda olusamaz. 



B- 



*/ 




?4. w** -. . 





r^4 





Bir baligin karada yasamak icin ihtiyac duyacagi seylerden 
birkacmi soyle siralayabiliriz: 

1 . Baliklar suda yasadiklari icin solungaclari ile nefes 
alip verirler. Ancak karada solungaclari ile yasayamaz ve 
olurler. Bunun icin bir akcigere sahip olmalari gerekir. Peki 
diyelim ki bir balik karaya cikmaya karar verdi. Kendisine 
bir akciger nereden bulacaktir? Ustelik akciger gibi bir or- 
ganin varligmdan haberi bile yoktur. 

2. Baliklarm bizim gibi bir bobrek sistemleri yoktur. An- 
cak karada yasayabilmeleri icin boyle bir sisteme ihtiyacla- 
ri vardir. Karaya cikmaya karar verdiginde, baligin biryer- 
lerden kendine bir de bobrek bulamayacagi cok aciktir. 

3. Baliklarm ayaklari yoktur. Bu yuzden karaya ciktikla- 
rinda yuruyemezler. Acaba karaya cikmayi ilk basaran ba- 
lik bu ayagi nasil bulmustur? Boyle bir sey imkansiz oldugu- 
na gore evrimcilerin bu konuda da yalan soyledikleri ortaya 
cikmaktadir. 

Bunlar bir baligin karada yasayabilmesi icin sahip ol- 
masi gereken yuzlerce ozellikten sadece uc tanesidir. 





.^^^'^ 





Evrimciler Coelecanth baliginin 
surijngene donu§meye ba§layan 
bir balik oldugunu iddia ediyorlar- 
di. Sonra bir gun ya§ayan bir Co- 
elecanth bulundu ve evrimcilerin 
yalan soyledikleri anla§ildi. QiJnkuj 
Coelecanth gergek bir balikti. 




-^u 




Caeiecanth isimti batik hakhnda 






Evrimciler yillarca Coelecanth (solekant) isimli bir baligi 
karaya cikmak uzere olan bir ara tur olarak tanittilar. Butun 
kitaplarmda, dergilerinde bu baligi evrimin delili gibi gos- 
terdiler. Coelecanth'm soyu tukenmis bir balik oldugunu ya- 
ni gunumuzde yasamadigmi zannediyorlardi. Bu yuzden bu 
baligin fosiline bakarak bir suru yalan uydurdular. 

Ancak bir gun bir balikci denizde avianirken bu balik- 
tan yakaladi. Sonra bu baliktan bircok kez daha yakalandi. 
Ve goruldu ki Coelecanth normal bir balikti. Hie de evrimci 
masallarmda iddia edildigi gibi karaya cikmaya hazirlan- 
miyordu. Evrimciler Coelacanth'm fosiline bakip "bu balik 
sig sularda yuzuyordu, yani karaya cok yakindi, neredeyse 
karaya cikacakti" demekteydiler. Halbuki Coelecanth, sig 
sularda degil, cok derin sularda yasiyordu. Yani Coelecanth 
evrimcilerin soyledigi gibi bir ara tur degildi. Gunumuzde 
de yasayan gercek bir balikti. Evrimcilerin bunun gibi daha 
bircok yalanlari da ortaya cikmistir. 



</ 








KU^URIN EVRlMi IddlASI Bin 
\lALANbm 

Evrimcilerin cok sacma iddialarmdan 
biri de kuslarm nasil olustugu ile ilgilidir. 
Evrimcilerin soyle- 
dikleri bir hikayeye 
gore agaclarda ya- 
sayan surungenler, 
zamanla daldan dala at- 
lamaya baslamislar ve sonun- 
da da kanatlanmislardi. Yine bir baska hika- 
yeye gore bu kez bazi surungenler sinek av- 
lamak icin on kollarmi cirpa cirpa kosarlar- 
ken on kollari kanatlara donusmustu. 

Birdinozorun kosarken kanadmm cik- 
tigina inanmak cok komik degil mi? Boy- 
le seyler ancak masallarda, cizgi filmlerde 
olur. 

Ustelik cok onemli bir konu daha var. Ev- 
rimciler koskoca dinozorun sinek yakalama- 
ya calisirken kanatlarmm ciktigmi soylu- 
B^, yorlar. Peki ama sizce sinek na- 
"^ sil ucuyor? Onun kanat- 
lari nereden gelmis? ,.*i^ 




u 



rn^m 



i 


1 




Koskocaman bir dinozorun nasil uctugunu aciklamaya cali- 
sacaklarma, kucucuk bir sinegin nasil ucabildigini aciklama- 
lari gerekmez miydi? Elbette ki gerekirdi... 

Ancak evrimciler bunu hie aciklayamiyorlar. Cunku si- 
nek dunyadaki en iyi ucan canlilardan biri. Saniyede 500- 
1 000 kere kanatlarmi cirpabiliyor. Ve bildiginiz gibi son de- 
rece cevik bir sekilde istedigi yonde hareket edebiliyor. Ev- 
rimciler ne kadar yalan soylerlerse soylesinler kuslarm ka- 
natlarmm nasil olustugunu aciklayamazlar. Cunku dogrusu 
sudur: Kuslari da, sinekleri de kanatlari ve ucma yetenekleri 
ile birlikte Allah yaratmistir. 

Etfrimciterin ara tiir dedikteri Archaeapter^K 
(arkeopteriks) astinda tarn bir ku§tur! 

Surungenlerle kuslar arasmdaki yuzlerce farktan birka- 
cini soyle siralayabiliriz: 

1 . Kuslarm kanatlari vardir, surungenlerin ayaklari var- 
dir. 

2. Kuslarm tuyleri vardir, surungenlerin pullari vardir. 

3. Kuslarm kendilerine ozgu bir iskelet yapilari vardir. 
Kemiklerinin ici bostur ve bu yuzden agir olmadiklari icin ra- 
hatlikla ucabilirler. 

Bunlar ilk akia gelen bir iki konudur. Bunun disinda bu 
canlilar arasmda daha cok fazia farklilik vardir. Size daha 
once de soyledigimiz gibi eger bir surungen bir kusa donus- 
mus olsaydi, bu gecisin asamalarmi gosteren sayisiz hayvan 
yasamis olmaliydi. Ve biz fosiller arasmda bu hayvanlarm 
da fosillerini gormeliydik. Yani yarim kanatli, yarisi tuylu ya- 
risi pullu, yarim gagali, yarim agizli garip yaratiklara ait fo- 
siller bulunmasi gerekirdi. Ama dunyadaki fosillerin arasin- 






./ 




Evrimcilerin ara tur 
gibi gostermeye 5a- 
li§tiklari Archaeop- 
teryx adii ku§ fosili, 
evrimin yalanlar tize 
rine kurulu bir teori 
oldugunu goster- 
mektedir. Qiinku bu 
fosil, gergek bir ku§ 
fosilidir. Ku§larin 
milyonlarca yildir 
h\g degi§mediklerini 
gostermektedir. 



da boyle bir yaratik yoktur. Bulunan fosiller ya tarn bir su- 
rungene ya da tarn bir kusa aittir. Demek ki kuslar surungen- 
lerden evrimlesmemislerdir. Turn diger canlilar gibi kuslari 
da Allah yaratmistir. 

Ancak evrimciler bunu kabul etmek istemedikleri icin ya- 
lan soyleyerek insanlari inandirmaya calismislardir. Gunu- 
muzde yasamayan, yaklasik 150 milyon yil once yasamis 
olan Archaeopteryx (arkeopteriks) isimli bir kusun fosilini 
bulmuslar ve bu kusun yari kus yari dinozor bir ara gecis 
formu oldugunu iddia etmislerdir. Ve "Archaeopteryx kusla- 
rin atasidir" diye mantiksiz bir fikir ortaya atmislardir. 

Ancak bu kesin bir yalandir: Archaeopteryx tarn bir kus- 
tur! Cunku; 

1 . Archaeopteryx' in, ayni gunumuzde ucan kuslar gibi 
tuyleri vardir. 

2. Ucan kuslarm kanatlarmm baglandigi gogus kemigi- 
nin aynisi Archaeopteryx'te de vardir. 

3. Archaeopteryx kuslarm atasi olamaz. Cunku ondan 
daha yasli kuslarm fosilleri bulunmustur. Yani Archaeop- 
teryx yokken de kuslar vardir. 












iNSANIN EVRlMi MASAU 




i 


1 



Evrimciler insanlarm maymundan evrimlestigini, yani in- 
sanlarm atalarmm maymunlar oldugunu iddia ederler. An- 
cak, ne Darwin'in ne de diger evrimcilerin bu iddiasmi dog- 
rulayacak hicbir delilleri yoktur. Bu iddia da yine tamamen 
hayal urunu biryalandir. 

Aslinda, evrim teorisinin ortaya atilis sebeplerinden biri, 
insanlara, kendilerini Allah'm yarattigmi unutturmaya calis- 
maktir. Insanlar eger tesadufen olustuklari ve atalarmm bir 
hayvan oldugu yalanlarma inanirlarsa, Allah'a karsi sorum- 
luluk duymazlar. Boylece insanlar artik, turn manevi deger- 
lerini unutur, sadece kendi cikarlarmi dusunen kisilere donu- 

Allah insanlari farkli dil- 
lerde, renklerde ve irk- 
larda yaratmi§tir. Bu ge- 
§itlilik giizel bir nimettir. 









surler. Sadece kendi cikarmi dusunen insanlar, vatan sevgi- 
si, bayrak sevgisi, aile sevgisi, fedakarlik, sefkat, merhamet 
gibi cok degerii duygularmi da kaybederler. Iste evrimciler 
boyle manevi degerlerden uzak insanlar olusturmak icin ev- 
rim teorisini savunurlar. Amaclari insanlara Allah'm varligi- 
ni unutturmaktir. Ve bu nedenle insanlara "Sizi Allah yarat- 
madi. Siz maymunlardan geldiniz, yani siz gelismis bir hay- 
vansmiz" derler. 

Halbuki insani Allah yaratmistir. Ve insan, diger turn 
canlilardan farkli olarak konusabilen, dusunebilen, sevinebi- 
len, karar verebilen, akil sahibi, uygarliklar olusturabilen, 
iletisim kurabilen tek canlidir. Insana bu ozelliklerinin hepsi- 
ni veren Allah'tir. 





A 



^'\^^ 



^' 



r. 



113 




Ei/rtmciter insamn mai^mundan ^eidlglne hipbir 
detit qosteremezter 




Bilim alanmda "delil" gostermek cok onemlidir. Eger siz 
bir iddiada bulunursaniz ve insanlarm buna inanmalarmi is- 
terseniz, mutlaka bir delil gostermeniz gerekir. Ornegin ye- 
ni tanistigmiz insanlara "Benim adim Ayse" dediniz. Ve bu 
insanlardan biri cikip dedi ki "Ben sizin adinizm Ayse oldu- 

guna inanmiyorum". Bu durumda 
bu kisiye delil gostererek adinizm 
Ayse oldugunu ispatlayabilirsi- 
niz. Deliliniz ne olabilir? "Nu- 
fus kagidi"niz bir delil ola- 
bilir. Bunu karsmizdaki 
kisiye gosterirseniz, 
artik size kesinlikle 
itiraz edemez. 

Bir tane de bi- 

limsel ornek vere- 

lim. Gunumuzden 

birkac yuzyil once 

Newton adinda 

unlu bir bilim ada- 

mi cikmis ve "dun- 

yada yercekimi var" 

demistir. Bunu nere- 

den bildigini soranlara 

ise bir delil gostermistir. 

"Bir elma dalmdan koptu- 

gunda yere dusuyor, ha- 

vada durmuyor. Demek ki 



j» 



t^: T V.M5 





r<i 




-/ 




yerde onu ceken bir guc 
var ve bu gucun adi da 
yercekimidir" demis. 

Oyle ise evrim teori- 
sinin de bilimsel olarak 
inanilir olmasi icin delil 
gostermesi gerekir. Orne- 
^ gin evrim teorisi diyor ki 
insanin atasi maymun- 
dur. Biz de o zaman ev- 
rimcilere soracagiz: Bunu 
nereden biliyorsunuz? 
Deliliniz var mi? 

Insanm atasi eger 
maymun olsaydi, delil 
olarak yari insan-yari 
maymun yaratiklarm fo- 

sillerini bulmamiz gerekirdi. Ancak bugune kadar boyle bir 
fosil bulunamamistir. Elimizde ya maymun fosilleri ya da in- 
san fosilleri vardir. Yani evrimcilerin insanm atasinm may- 
mun olduguna dair hicbir delilleri yoktur! 

Ancak evrimciler bu konuda sahtekarliklar yaparak in- 
sanlari yaniltmaya calisirlar. 

Eifrimciterin bazi ^atantari: 

1 . Evrimciler yari insan yari maymun bir yaratik bulduk 
diyerek soyu tukenmis maymunlarm fosillerini gosterirler. 

Buna benzer resimleri mutlaka bir yerlerde gormussu- 
nuzdur. Iste evrimciler boyle resimler cizerek insanlari yanilt- 
maya calisirlar. Halbuki boyle canlilar hicbir zaman yasa- 




u 



rn^m 



m 


1^ 


^ 


K 


m 






mamislardir. Gecmiste de simdi oldugu gibi tarn insanlar ve 
tarn maymunlar vardir. Hicbir zaman burada cizildigi gibi 
yari maymun yari insan yaratiklar yasamamislardir. Boyle 
bir seyin olmasi kesinlikle imkansizdir. Zaten daha once soy- 
ledigimiz gibi bununia ilgili tek bir fosil dahi bulamamislar- 
dir. 

Ancak evrimciler bu konuda hep sahtekarlik yaparlar. 
Ornegin soyu tukenmis, gunumuzde yasamayan bir may- 
mun turunun fosilini alirlar buna insan kemiklerinden ekle- 
meler yapar ve bunu yari insan yari maymun bir yaratikmis 
gibi tanitirlar. Bu konularda fazia bilgileri olmayan bazi in- 
sanlar da evrimcilerin bu yalanma inanirlar. 

2. Evrimciler farkli insan irklarma ait fosilleri insanin 
atasi olan yari insan yari maymun yaratiklar gibi tanitirlar. 

Hepinizin bildigi gibi yeryuzunde bircok irktan insan 
vardir. Zenciler, Cinliler, Kizilderililer, Afrikalilar, Eskimolar i-* 
ve daha bircok farkli irklara ait insanlar vardir. Ve tabi ki bu 
farkli irklara ait insanlarm bazi ozellikleri de farkli olur. Or- 
negin Cinliler cekik gozludurler, zencilerin derileri cok koyu 
renktedir, saclari kivirciktir. Bir Kizilderili veya Eskimo gor- 
dugunuzde ise hemen onun farkli bir irktan oldugunu anlar- 
siniz. 

Iste gecmiste de boyle farkli irklardan bircok insan ya- 
samistir ve bu insanlarm bazi ozellikleri bugunku irklardan 
farklidir. Ornegin Neanderthal irkina ait insanlarm kafatas- 
lari bugun yasayan insanlarmkine orania cok buyuktu. Kas- 
lari ise bizimkiyle karsilastirildigmda cok daha gelismis ve 
gucluydu. Ancak evrimciler bu irklar arasmdaki farkliliklari 
insanlari yaniltmak icin kullanirlar. Ornegin bir Neandertal 
insanmm kafatasi fosilini bulunca, "iste bu insanlarm on bin- 
lerce yil once yasamis olan yari maymun yari insan ata- 










^^i 





si"derler. Veya bazi irklarm kafataslari daha kucuktur. Bu 
kafataslarmm fosillerini bulan evrimciler bu kez de "bu ka- 
fatasmm sahibi maymunluktan yeni cikmisti, insan olmaya 
yeni basliyordu" derler. 

Halbuki bugun de kafatasmm buyuklugu diger insan irk- 
larina gore cok daha kucuk olan insan irklari yasamaktadir. 
Ornegin Aborijin yerlilerinin kafatasi hacimleri cok kucuk- 
*■- tur. Ama bu, onlarin yari maymun yari insan yaratiklar ol- 
dugunu gostermez. Onlar da sizin gibi ve turn diger insan- 
lar gibi normal birer insandirlar. 

Sonuc olarak evrimcilerin insanlarm maymundan ture- 
dikleri konusundaki iddialarma delil olarak gosterdikleri fo- 
siller ya gecmiste yasamis ve bugun soyu tukenmis maymun- 
lara, ya da soyu tukenmis insan irklarma aittir. Yani yari in- 
san-yari maymun yaratiklar hicbir zaman yasamadilar! 

Etfrimciterin bUi^uk sahtekartiktarindan bazitari: 

h PHtdovffn Adami Sahtekarti^i 

1 91 2 yilmda evrimci bilim adamlari tarafmdan bir cene 

kemigi ve kafatasi parcasi 
fosili bulundu. Cene kemigi 
maymun cenesine, kafatasi 
parcasi da insanmkine 
benziyordu. Yani evrimcile- 
re gore bu canli, yari insan 
yari maymundu. Bu kemik 
parcalarmm 500 bin yil 

Evrimcilerin insan kafatasi- 
na maymun genesi yapi§tir- 
dii^lari salite Piltdown Adami 






u 



rn^m 



[^^ 



iM 


% 


m 


IV; 

1 




yasinda olduklari ve insanin maymundan turedigine delil ol- 
duklari soylendi. Ve bu kemikler yaklasik 40 yil boyunca ce- 
sitli muzelerde evrimin delili olarak sergilendi. 

Ancak 1949 yilinda bu kemikler uzerinde bazi testier 
yapildigmda cok sasirtici bir sonucia karsilasildi: Cene kemi- 
gi 500 bin degil, sadece 2-3 yasmdaydi. Bir insana ait olan 
kafatasi parcalari da ancak birkac bin yil yasmdaydilar. 

Gercek sonradan aniasildi: Evrimciler insan kafatasma 
maymun cenesi takmislar ve uzerine kimyasal maddeler su- 
rerek eski goruntusu vermeye calismislardi. Yani evrimciler 
yari insan yari maymun fosili bulamaymca bunun sahtesini 
uretmeye kalkmislardi. Bu olay tarihe en buyuk bilim sahte- 
karliklarmdan biri olarak gecti... 

2. Nebraska Adami Sahtekarti^i 

1922 yilmda, bir azi disi fosili bulundu. Evrimciler bu 
disin insan ve maymunlarm ortak ozelliklerini tasidigmi id- 
dia ettiler. Doha sonra bu 
tek disten yola cikilarak bu 
disin aitoldugu canli olarak 
insan-maymun arasi hayali 
bir canli cizildi. 

Hatta daha da ileri gi- 
dilerek bu canimm bir de 
ailesi cizildi. Tum bu cizim- 
ler tek bir disten yola cikila- 
rak yapilmisti... Soyle bir 
dusunun. Dislerinizden biri 
dustugunde, bu disi sizi hie 
gormemis olan bir insan a 



M 




m^tW'\r 








Evrimcilerin hayali gizimlerinden biri. Ayni kafatasini tig 
ayri §ekilde gizmi§ler. 




*^^^* 


bk 


^ c& 


jhS ^ 


141 


'Ss 


^ 






3 




^HAn J 


L 


■^J^^ 


K«J 


1 



5 Nisan 1964 tarihii 
Sunday Times'da yer 
alan gizim 



Maurice Wilson'un 
gizimi 



N. Parker'm gizimi 
(N. Geographic EyliJI 
1960) 



sa ve dise bakarak sizin resminizin aynisi yapacagmi soyle- 
se ona inanmir misiniz? Hatta bu dise bakarak sadece sizi 
degil ailenizi de cizecegini soylese, bu teklif son derece sac- 
ma olmaz miydi? Elbette ki sadece bir dise bakarak bir can- 
liyi ve hatta ailesini cizmek tamamen mantiksizliktir. 

1 927 yilinda ise cok ilginc bir gelisme oldu. Disin ait ol- 
dugu canlinm iskeletinin obur parcalari da bulundu. Dis ne 
maymuna ne de bir insana aitti. 
Dis bir domuzun disiydi... 
Bu olay evrim sahtekarlari icin tarn bir hayal kirikligi ol- 

-^ mustu. 

p^ Bu resimleri goruyor musunuz? Her evrimci tek bir kafa- 

tasina bakarak ayri ayri seyler cizmis. Onlar da ne cizecek- 
lerine karar verememisler. Cunku boyle canlilar hicbir za- 
man yasamamis. Bunlarm hepsi evrimcilerin hayal gucleri- 
nin urunu. Yani simdi siz de sokakta bir kemik parcasi bu 
saniz ve elinize bir kalem alip boyle bir resim cizseniz ve 
sonra da arkadaslarmiza goturup "iste bu canlilar daha on- 
ce yasamislardi" deseniz size ne derler? 












Elbette ki siz boyle bir sey yapmazsmiz, cunku bunun ne 
kadar akil disi olduqunu bilirsiniz. Evrimcilerin bu kadar 
a„k bir ger^egi gorememeleri ,ok ,a.rt,c, degil ™l 

insamn Ma^mundan Getmedi^inin Betitterh 

1 . Bilim adamlari cok eski donemlerde yasamis olan in- 
san fosilleri bulmuslardir. Bu insan fosillerinin bugunku in- 
sanlardan hicbir farki yoktur. Ayrica bulunan bu fosillerin 
yasadigi donemde evrimcilere gore insan daha olusmamis 
olmalidir. Sadece insamn atasi olan maymunlarm bulunma- 
si gereklidir. 

Ornegin Ispanya'daki bir magarada yapilan kazilarda 
gunumuzden 800 bin yil once yasamis olan bir cocugun fo- 
silleri bulundu. Bu cocukyuzu bugunku cocuklaria ayni ozel- 
liklere sahipti. Halbuki evrimcilere gore 800 bin yil once in- 
sanlarm yasamiyor olmalari gerekirdi. Onlara gore 800 bin 

yil once yari insan yari maymun 
yaratiklarm bulunmasi gerekirdi. 
Ancak Ispanya'da bulunan fosil- 
le aniasildi ki insan ilk yaratildi- 

^^— -|ppj gindan beri insan olarak vardir. 
Ay'^Brl^SiUiiJ Hicbir zaman yari maymun yari 
i^B vSii^^^Bn insan yaratiklar yasamamislar- 

dir. 

2. Bilim adamlari tastan ya- 

pilmis bir kulubenin kalmtilarmi 

bulmuslardi. Bu kulubenin yasini 

r, . . «««..■ ... ..■ ■ hesapladiklarmda 1,5 milyon 

Bu kafatasi 800 bin yillik bir in- i i i i i • i i - i i 

Sana ait ve evrimcilerin yalan yildon doho eski oldugunu bul- 

soylediklerini ortaya gikariyor. dulor. Demek ki gunumuzden 






t./ 









r^4 





1 ,5 milyon yil once ilkel insanlaryoktu. Ayni bugun yasayan 
insanlar gibi normal insanlar bulunmaktaydi. Bu da, evrim- 
cilerin insan maymundan evrimlesmistir, once ilkel insan 
(yari maymun yari insan) vardi, sonra evrimleserek bu hale 
geldi iddiasmi gecersiz kilmaktadir. 

3. Bugune kadar bulunmus en eski insan kalmtilarmdan 
biri 1 .6 milyon yil yasmdaki Turkana Cocugu fosilidir. Bu fo- 
sil uzerinde yapilan incelemelerde, bunun 12 yasmdaki bir 5 
insana ait oldugu ve bu kisinin yetiskinlige ulassaydi boyu- 
nun 1 .80 metre civarmda olacagi gorulmustur. Bu fosil, bu- 
gunku insania tipatip ayni iskeletyapisma sahip oldugu icin 
tek basina insanin maymundan turedigi inancmi yikmaya 
yetmistir. 



Dort ayak uzerinde yiiru- 
yen maymunlarin iki ayak 
uzerinde yiiruyen insana 
d6nu§meleri kesinlikle 
imkansizdir. 





i 




u 






m^^m 





4. insan, canlilar arasmda 2 ayagi uzerinde dik yuru- 
yen tek varliktir. At, kopek, maymun gibi hayvanlar dort 
ayakli; yilan, timsah, kertenkele gibi canlilar da surungen- 
dir. 

Evrim teorisinin iddiasma gore milyonlarca yil once dort 
ayakli hayvanlardan maymunlar, yuruyiislerini degistirerek 
egik yurumeye baslamislardi. Binlerceyil egikyuruyen may- 
munlar daha sonra bir gun, tamamen dik yurumeye basla- 
mislardi. Sonucta da insan olusmustu. Evrim teorisinin bu id- 
diasi bilimsel calismalarm sonuclarma degil, tamamen hayal 
gucune dayaniyordu. Son yillarda bilim adamlarmm yaptik- 
lari calismalar evrim teorisinin bu iddiasmm bilimsel olarak 
yanlis oldugunu ortaya cikardi. 

Yapilan calismalarm sonuclarma gore, canlilar enerjile- 
rini en iyi 2 ayakli veya 4 ayakli yururken kullaniyorlardi. 
Canli, bu ikisi arasi egik bir yuruyus yaptigmda tam 2 kati 
enerji harciyordu. 

Oyleyse maymunlar neden cok daha fazia enerji harca- 
diklari halde milyonlarca yil egik yurusunler? Bu tipki bir in- 
sanin normal yurumek yerine, sirtina cok fazIa yuk alarak 
yurumeyi tercih etmesi gibi bir seydir. Veya siz iki ayagmiz 
uzerinde dik olarak kolaylikia yururken, birdenbire amuda 

kalkarak yurumeye karar verir 
misiniz? Elbette ki hicbir canli 
kendisine en kolay gelen yuru- 
yusunu degistirmez. Allah her 




</ 




Ahtapotlarin gozleri insan goziine 
gok benziyor diye insan alitapottan 
geldi demel< gok sagma olmaz mi? 








r^4 




L^l 



I 



#^IU 




canliyi en rahat ha- 
reket edebilecegi se- 
kilde yaratmistir. 

Sonuc olarak ev 
rim teorisi "dortayagi uzerinde yuru- 
yen maymun neden bir gun iki ayagi 
uzerinde yurumeye karar verdi?" so- 
rusuna cevap veremez. 



EAJ bQvQk park 

Insania maymun arasmdaki en onemli farklilik 
ise insanin ruh sahibi olmasi maymunun ise ruhunun 
olmamasidir. Insan bilinc sahibi, dusunebilen, konu- 
sabilen, duzgun cumleler kurarak dusuncelerini diger 
kisilere aktarabilen, karar verebilen, hisseden, zevk 
alan, sanati bilen, resim yapabilen, beste yapabilen, sar- 
ki soyleyebilen, aile, vatan, millet sevgisi gibi manevi de- 
gerleri olan, bilgi sahibi bir varliktir. Bu sayilan ozelliklerin 
hepsi insanin ruhuna ait ozelliklerdir. Hayvanlarm ise ruhla- 
ri yoktur. Insan disindc 
maz. 




V>"^' 



u 



rn^m 




m 


1^ 


^ 


K 


^ 


IV; 



iste evrimcilerin cevaplayamadiklari sorulardan biri de 
budur? Bir maymunun insan olabilmesi icin hem fiziksel 
ozelliklerinin degismesi, hem de bu insanlara ait ozellikleri 
kazanmis olmasi gerekir. Bir maymunun kendi kendine ko- 
nusma, resim yapma, dusunme, beste yapma gibi yetenek- 
leri kazanamayacagi cok aciktir. Elbette ki bu mumkun de- 
gildir. 

Allah insan I ustun ozelliklerle yaratmistir ve hayvanlara 
insanlardaki bircok ozelligi vermemistir. 

Goruldugu gibi bir maymunun insana donusmesi kesin- 
likle imkansizdir. Insan ilk yaratildigi gunden bu yana hep 
insandir. Baliklar hep balik olmuslardir, kuslar da hep kus- 
tur. Hicbir canli bir digerinin atasi degildir. Insani ve tum 
canlilari yaratan Allah'tir. 

Evrimcilerin insanlarm maymundan olustugunu iddia et- 
melerinin sebebi arada fiziksel bir benzerlik gormeleridir. 




i*i*.m " •- 




tl 




Oysa dunyada maymundan daha cok insana benzeyen 
ozellikleri olan canlilar da vardir. Ornegin bu resimlerde 
gordugunuz papaganlar konusabilirler. Veya ahtapotlarm 
gozleri insanin gozune cok benzer. Kedi ve kopekler ise si- 
zin de bildiginiz gibi soz dinlerler, kendilerine soylenenleri 
yaparlar. Biri cikip insanlar eskiden kopekti veya papagan- 
di ya da daha dogrusu ahtapottu dese siz ne dusunursunuz? 
*i Iste evrimcilerin soyledikleri "insanin atasi maymundur" ya- 
laninin da bundan bir farki yoktur. 

dAmiAJ VE EVRlMCiLERiN EN (OK 
KORKTUKLAKI KONULARbAN BAZILARI 

Goz, cok karmasik ve mukemmel tasarlanmis bir organ- 
dir. Gozu olusturan 40 ayri parca vardir ve bu parcalardan 
bir tanesi bile olmasa goz goremez. 

Butun bu kucuk parcalar, hicbir sekilde tesadufen olusa- 
mayacak kadar ince planlanmis yapilara sahiptirler. Bunlar- 
dan tek bir tanesi bile, ornegin goz mercegi olmasa goz hic- 
bir ise yaramaz. Dahasi sadece mercek ile gozbebeginin 
yerleri degismis bile olsa goz gorevini yerine getiremez. 
Gozyasi salgilamayan bir goz, cok kisa bir surede kurur ve 
kor olur. 

Gozun bu yapismi bir arabaya benzetebiliriz. Bir ara- 
bayi olusturan yuzlerce parca vardir. Ve bu parcalarm hep- 
si olsa ama sadece gaz pedali olmasa arabayi yurutemez- 
siniz. Veya motorundaki kucucuk bir tel parcasi kopsa ara- 
ba calismaz. Iste goz de arabalar gibi tek bir baglantisi ek- 
sik olsa veya tek bir parcasi olmasa goremez. 

Evrimciler bu nedenle gozlerin nasil olustugunu acikla- 
yamazlar. Cunku bir gozun tesadufen olusabilmesi imkan- 






> i 




v^-? 



rP d ,J^.-^ 



M'i.vi'^ 




^ 



^ 



Yifafan. m 



ty; " yaratmayarrgibil 
^^ midiir? Arlik sgot 



^lip-dU^Onmez 
^^^i^,^ mislhiz? 
HNahlSurr" 



sizdir. Dusunsenize, 40 ayri parca- 
nin ayni anda ayni yerde tesadu- 
fen meydana gelerek birlesmeleri 
Wk miimkun olur mu? Yani gozbe- 
begi, mercek, retina, goz kapakla- 
ri, gozyasi bezleri ve digerlerinin 
tesadufen olusmalari ve uygun se- 
kilde biraraya gelmeleri gerekir. 
Bu da imkansizdir. 

Ormanda yururken bir araba 

gorseniz ve bu arabanin buraya 

nasil geldigini sorsaniz. Size de or- 

, mandaki bazi maddelerin bir ara- 









UA 



* E.\ 



ya gelerek bu arabayi olusturduklarmi soyleseler buna ina- 
nir misiniz? Arabanin motoru, debriyaji, direksiyonu, freni, 
gaz pedali, el freni, camlari, kaportasi, bagaji ve daha yuz- 
lerce parcasmm tesadufler sonucunda olustuklarmi ve sonra 
bir araba olusturacak sekilde birlestiklerini iddia eden biri- 
nin aklmdan suphe etmek gerekir. 

Goz ise arabadan daha da karmasik ve mukemmel 
bir yapiya sahiptir. Oyle ise gozun de tesa 
dufler sonucunda olustugunu soyleyenle 




(/QcmUMUZbAKi BiLGi BANKASU bNA 








E^L 



^ 


% 


^ 


1 



insan vucudunda trilyonlarca hucre vardir. Ve bu hucre- 
lerin her birinin icinde de bir insanin sahip oldugu turn ozel- 
likler saklanmistir. Peki bu bilgiler hucrenin icinde nereye 
saklanmistir? 

Hucrelerin her birinin cekirdeginde DNA adinda bir 
molekul bulunur. DNA insan vucuduna ait turn bilgileri ice- 
rir. Sizin sacmizm veya gozlerinizin rengi, ic organlarmiz, 
dis gorunumunuz, boyunuzun uzunlugu gibi turn bilgiler 
DNA'nizda sifreli olarak bulunmaktadir. Bu bilgiler ise 4 
farkli harf kullanilarak sifrelenmistir; A, T, G, C. Her harf bir 
molekulun isminin bas harfini gostermektedir. Bu dort harf 
farkli sekillerde dizilerek farkli bilgileri meydana getirir. 

Bunu bir alfabeye benzetebilirsiniz. Ornegin bizim alfa- 
bemizde 29 harf vardir ve bu harflerin farkli dizilimleri ile 
farkli kelimeler meydana gelir. Iste DNA'daki 4 harfin fark- 
li sekillerde dizilmesi ile farkli bilgiler olusur. 

DNA' da cok buyiik miktarda bilgi vardir. Bunun ne kadar 
fazia oldugunu aniamak icin soyle bir karsilastirma yapabili- 
riz: Eger DNA'daki bilgileri bir kagida dokmemiz gereksey- 
di, her biri 500 sayfa olan 900 ciltten olusan dev bir kutup- 
hane olusturmamiz gerekirdi. Bu ansiklopedileri sigdirmak 
icinse bir futbol sahasi uzunlugunda kutuphaneye ihtiyacimiz 
olurdu. Ancak bu kadar cok bilgi bizim gozumuzle bile gore- 
meyecegimiz kadar kucuk olan bir molekule sigdirilmistir. 

Peki bu kadar bilgiyi oraya kim yazmistir? Ve bu kadar 
cok bilgiyi o kadar kucuk biryere kim sigdirabilmistir? Evrim- 
ciler bunlarm hepsinin tesadufen gerceklestigini soylerler. 
Ama boyle bir seyin kor, suursuz tesaduflerin sonucunda 













meydana gelmesi kesinlikle imkansizdir. DNA'yi da DNA'nin 
icinde yer alan bilgilerin hepsini de yaratan Allah'tir. 

Sunu dusunun: Siz bir kutuphane dolusu ansiklopedi 
gorseniz, bu ansiklopedilerdeki bilgilerin tesadufler sonu- 
cunda yazildigmi dusunur musunuz? Yoksa cok fazia bilgili 
ogretmenlerin, profesorlerin bu ansiklopedileri hazirladikla- 
rini ve sonra da bu ansiklopedilerin bir basimevinde basildi- 
gini mi dusunursunuz? Tabi ki dogru ve akia uygun olan ' 
ikinci secenektir. Evrimcilerin DNA tesadufen olustu demele- 
ri neye benzer biliyor musunuz? Bir gun birinin gelip, "basi- 
mevinde bir patlama oldu ve bu patlamanm sonucunda ken- 
di kendine bir kutuphane olustu" demesine benzer. Veya bir 
gun smiftaki siraniza oturdunuz ve masanizm uzerinde "Tur- 
kiye'nin cografi ozelliklerinin" yazili oldugu bir sayfa buldu- 
nuz. Bunu kim yazdi diye sordugunuzda yanmizdaki arka- 
dasiniz size soyle dese: "Biraz once bu kagidin ustunde bir 
sise murekkep duruyordu. Ben yanlislikia masaya carpmca 
murekkep kagidin uzerine dokuldu ve bu yazi ortaya cikti". 
Arkadasmizm aklmdan suphe ederdiniz herhalde. 



Yandaki resimde evrim te- 
orisini ortaya atari Darwin'in 
bir karikatiiru var. Bu, evrim 
teorisinin bilim tarafindan 
giirutuldugunu temsil eden 
bir resimdir. EVRil\/l TEGRlsi 
GUNUIVIUZDE AYNI DARWIN 
GiBi BUYUK BJR DARBE 
YEIVli§TiR! 











iM 


% 


^ 


IV; 

1 



i§te evrimciler bundan daha da sagma bir §eyi iddia 
ederler. 

Nasil ki bir sayfa yazi bile tesadufen kendi kendine olu- 
samaz, mutlaka onu yazan biri vardir, DNA gibi mukemmel 
bir bilgi bankasi da kendi kendine tesadufler sonucunda olu- 
samaz. DNA'yi yaratan ustun ve guclu olan, herseyi yapma- 
ya gucu yeten, yerin, gogun ve ikisinin arasmdakilerin Rab- 
bi olan Allah'tir. 

HEKfEyl ifAKATM ALLAWTIR 

Milyarlarca bilgiyi gozumuzle bile goremeyecegimiz 
kadar kucuk bir yere sigdiran Rabbimizdir. 

Bizi, ellerimizi, gozlerimizi, saclarimizi, ayaklarimizi 
yaratan Allah'tir. 

Ailemizi, anne babamizi, kardeslerimizi, arkadaslarimi- 
zi, ogretmenlerimizi yaratan da Allah'tir. 

En sevdigimiz yiyecekleri, cikolatalari, pastalari, seker- 
leri, bize saglik ve guc veren meyve ve sebzeleri bizim icin 
yaratan Allah'tir. Eger Allah bizim icin onlari yaratmasaydi 
biz hicbir zaman cikolatanm tadini bile bilemezdik. 

Bize tat ve koku alma duyusunu veren Allah'tir. Eger 
Allah bize bunlari vermeseydi biz sevdigimiz bir seyi yedi- 
gimizde onun tadini alamazdik. Patates de yesek, pasta da 
yesek bizim icin ayni olurdu. Ama Allah biz sevelim, hosu- 
muza gitsin diye hem guzel lezzette ve guzel kokuda yiye- 
cekler yaratmis hem de bizlere onlarin tatlarmi ve kokulari- 
ni alacak duyular vermistir. 

Hayatmiz boyunca hosunuza giden, zevk aldigmiz, cok 
eglendiginiz bircok sey olmustur. Bu bir yiyecek olabilir, bir 
oyun veya oyuncak olabilir, cok sevdiginiz insanlaria birlik- 




tW''.r 





r<i 










te bir yere gitmek olabilir. 
Hicbir zaman unutmaym ki butun bun- 
lardan zevk almanizi saglayan Rabbimiz- 
'dir. Allah insanlara pek cok nimet vermektedir. 

Herseyden once siz yoktunuz. Bir dusunun dogmadan 
once hicbir yerde degildiniz. Yani siz bir hictiniz. Sizi 
Allah yaratti. Siz yokken sizi var etti. 

Oyle ise hayatimizm her am icin Allah'a sukretmeli- 
yiz. Her sevindigimiz ve hosumuza giden seyde hemen 
Allah'i dusunup, bizlere bunion verdigi icin "Alloh'im 
bunion bono verdigin icin sono sukrediyorum" demeliyiz. 
Eger hosumuzo gitmeyen bir durumlo korsilosirsok do yi- 
ne hemen Alloh'o duo etmeliyiz. Cunku bizi bu tur durum- 
lordon kurtorocok olon do yolnizco Robbimiz'dir. 

Alloh her duomizi mutloko duyor ve korsilik verir. 
Cunku Alloh bizim icimizden gecirdiklerimizi, dusundukle- 
rimizi bilir, her duomizi duyor ve konsilik verir. 

Bizim yopmomiz gereken ise, bizi yoroton, dunyonin 
tum nimetlerini bize veren Robbimiz'e 
en guzel sekilde sukretmektir. 
Alloh'm her on yonimizdo ol- 
dugunu her on bizi gorup 
isittigini bilerek doimo guzel 
dovronislordo bulunmoktir. 








"^U 



% 






'4: 



■4' 






Jb' 



l)'^ 




... Sen ^ucesin, bize d^rettigimten 
bafka bizim hi^bir bit^imiz ffoL 

Gerpekten Sen, herfeffi bilen, 

hUkum ife hikmet sahibi olansin. 

(Bakara Surest, 32)